<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Yolumuzu Aydınlatanlar</title>
	<atom:link href="http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com</link>
	<description>yolumuzu aydınlatanlar</description>
	<pubDate>Thu, 12 Jun 2008 12:01:53 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=MU</generator>
	<language>tr</language>
			<item>
		<title>Hakimiyet Meselesi - Seyyid KUTUB</title>
		<link>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/06/12/hakimiyet-meselesi-seyyid-kutub/</link>
		<comments>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/06/12/hakimiyet-meselesi-seyyid-kutub/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Jun 2008 11:59:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yolumuzuaydinlatanlar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yolumuzu Aydınlatan Yazılar]]></category>

		<category><![CDATA[Hakimiyet Allah'ındır]]></category>

		<category><![CDATA[Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Allah'ındır]]></category>

		<category><![CDATA[Seyyid Kutup]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/?p=29</guid>
		<description><![CDATA[ 
&#8220;Sizin Allah&#8217;tan başka ibadet ettikleriniz Allah&#8217;ın kendileri hakkında hiç bir ispatlayıcı delil indirmediği sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başka birşey değildir. Hüküm yalnızca Allah&#8217;ındır. Allah ancak kendisine ibadet etmenizi emretmiştir. Dosdoğru din işte budur. Ancak insanların çoğu bilmezler&#8221; (Yusuf Sûresi, 12/40)
 
Sizin uydurmuş olduğunuz sözkonusu bu sahte ilahların tamamı - ister bir insan olsun, ister [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p> </p>
<p style="font-size:14pt;font-family:Arial;margin:0;"><span style="color:#2d2d2d;">&#8220;Sizin Allah&#8217;tan başka ibadet ettikleriniz Allah&#8217;ın kendileri hakkında hiç bir ispatlayıcı delil indirmediği sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başka birşey değildir. Hüküm yalnızca Allah&#8217;ındır. Allah ancak kendisine ibadet etmenizi emretmiştir. Dosdoğru din işte budur. Ancak insanların çoğu bilmezler&#8221; </span><span style="color:#800000;">(Yusuf Sûresi, 12/40)</span></p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;"> </p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;">Sizin uydurmuş olduğunuz sözkonusu bu sahte ilahların tamamı - ister bir insan olsun, ister ruhlardan, şeytanlardan veya meleklerden, yahut da Allah&#8217;ın emrine tabii olan güneş, ay ve yıldızlar gibi evrensel kuvvetler türünden olsun- rububiyet noktasında en ufak bir güce bile sahip değillerdir. Rububiyet hakikati ile bu uydurma ilahlar arasında hiç bir ilişki yoktur. Rububiyet sadece tek ve herşeyden üstün olan, kulların yaratıcısı Allah&#8217;a aittir. Lakin farklı sistem ve ortamlara mensup olan bazı insanlar bu sahte ilahlara isimler takarak onlara çeşitli sıfat ve özellikler yüklemektedirler. Bu sahte rablara, izafe edilen özelliklerin ilkide hüküm koyma ve otorite yetkisi vermedir. Oysa Allahü Teala onlara ne bir hüküm yetkisi vermiş ne de böyle bir selahiyet tanımıştır.<span id="more-29"></span></p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;"> </p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;">&#8220;Hüküm yalnızca Allah&#8217;ın&#8217;dır. O ancak kendisine ibadet etmenizi emretmiştir. Dosdoğru din işte budur. Ancak insanların çoğu bilmezler&#8221;</p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;"> </p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;">Hüküm koymak ancak ve ancak Allah&#8217;a aittir. Uluhuyetin sadece O&#8217;na ait olması sebebiyle hüküm koymak ve hükümranlıkda sadece O&#8217;na aittir. Çünkü hakimiyet ilahlığın temel özelliklerindendir. -İster fert olsun isterse bir sınıf, bir parti, bir grub, bir millet, isterse de milletler arası bir örgüt altında tüm insanlar olsun- kim hakimiyetin kendi tekelinde olduğunu ileri sürerse herşeyden önce ilahlığın, uluhiyetin temel nitelikleri bakımından Allah&#8217;a savaş açmış demektir. Bu noktada hakimiyet yetkisini kendi üzerinde görerek Allah&#8217;a savaş açanlar, Yüce Allah&#8217;ı apaçık bir biçimde inkâr etmişler ve kafir olmuşlar demektir. Böyle bir kimsenin küfrü, dinin kat&#8217;i hükümleriyle sabittir. Böyle bir kimsenin kafir olması noktasında sadece bu ayet bile yeterlidir.</p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;"> </p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;">Kişiyi dosdoğru dinin çerçevesinin dışına çıkaran, uluhuyetin temel niteliği noktasında Allah&#8217;a savaş açmak konumuna getiren böyle bir iddia için kişinin ille de Firavun misali &#8220;Sizin için kendimden başka bir ilah tanımıyorum&#8221; veya &#8220;Sizin en büyük Rabbiniz benim&#8221; demiş olması asıl şart değildir. Kişinin sadece Allah&#8217;ın şeriatını geçersiz hale getirmesi, hüküm noktasında Allah&#8217;ın şeriatının dışında başka temellere dayanması, tatbikatta ve gerçek hayatta Allah&#8217;dan başkasına hüküm yetkisi verip onu söz sahibi kabul etmesi&#8230;</p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;"> </p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;">İşte tüm bunların kişiyi yukarıda değindiğimiz türden bir iddia sahibi yapması için yeterlidir. Bunu yapan tüm millet veya küçük bir grub insan olsa bile değişmemektedir.</p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;"> </p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;">İslam toplumunda ümmet Allah&#8217;ın şeriatını uygulaması için kendisine bir idareci seçerek O&#8217;na yetki verebilir. Ancak bu hakimiyet yetkisinin ümmetin elinde bulunduğu anlamına gelmez. Tam aksine hakimiyetin kaynağı sadece Allahü Teala&#8217;dır. Ancak birçok İslam araştırmacısı bile yönetme işlemi ile otoritenin kaynağını birbirine karıştırmaktadırlar. İnsanlar sadece ve sadece Allah&#8217;ın şeriatında bildirdiği hükümleri uygulamak zorundadırlar. Allah&#8217;ın şeriatında yeralmamış bir hükmün ne doğruluğundan ne de meşruluğundan hiç söz etmeden&#8230;</p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;">Yalnız unutulmaması gerekir ki insanlar bir bütün olarak hakimiyet yani hüküm koyma yetkisine sahip değillerdir.</p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;"> </p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;">&#8220;O yalnız kendisine ibadet etmenizi emretmiştir&#8221;</p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;">Ayetteki bu açıklamayı Kur&#8217;an dilini bilen bir arabın anladığı gibi anlayabilmemiz için sadece Allah&#8217;a özgü olan &#8220;ibadetin, kulluk etmenin&#8221; içeriğini iyice kavramamız gerekmektedir.</p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;">Ayette kulluk etmek kelimesini ifade etmek için kullanılan A-BE-DE fiilinin lügatteki anlamı itaat etmek, boyun eymek, kendisinin küçüklüğünü kabul etmek demektir.</p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;"> </p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;">Başlangıçta bu kelime, dinin gereklerini yerine getirme anlamını ifade eden ıstılahtaki anlamıyla değilde sadece lügatteki anlamı ile kullanılmakta idi. Zaten bu ayetin ilk indiği sıralarda dinin gerekleri -ıstılahtaki anlam- tamamen bildirilmemişti. Bilahere ıstıhladaki manası lugattaki manayı ihtiva eder bir mahiyette vücuda gelmişti.</p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;"> </p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;">Bu kelime ile anlatılmak istenen ise sadece Allah&#8217;a boyun eğmek, gerek kulluk noktasında, gerekse yasa ve ahlaki davranışlar açısından yalnız Allah&#8217;a itaat etmek, ve sadece O&#8217;nun emirlerini benimsemektir. Dolayısı ile ibadetin göstergesi tüm bu konularda sadece Allah&#8217;ın önünde eğilmektir. Zira Allahü Teala yarattıklarından herhangi bir kimseye değil sadece kendisine ibadet edilmesini -kulluk yapılmasını- istemiştir.</p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;"> </p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;">İbadet kelimesinin içeriği bu şekilde iyice kavradıktan sonra Hz. Yusuf&#8217;un, Hakimiyeti sadece Allah&#8217;a has kılmayı, niçin Allah&#8217;a ibadet etmekle açıkladığını daha iyi anlıyoruz. Zira gerek insanların yaşamında gerekse varlıklar düzeni için kaderde belirlediği karşı konulmaz hükümlerinde veya insanların yaşamlarına ilişkin hükümlerde, yetkinin Allah&#8217;dan başkasına ait olması durumunda O&#8217;na ibadet edebilmek, O&#8217;na itaat edip boyun eğebilmek gerçek anlamda mümkün değildir. O&#8217;na ibadet etmek, O&#8217;na boyun eğebilmek ancak ve ancak O&#8217;nun tüm hükümlerinin benimsenmesi ile olur.</p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;"> </p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;">Şimdi burada bir kez daha tekrarlıyoruz. Bu dinin kesin bir hükmüdür ki hakimiyeti kendisine izafe eden kimse Allah ile mücadele etmeye kalkışmış ve Allah&#8217;ın dininden çıkmış ebedi cehennemlik olan kafirler zümresine ilhak olmuştur. Zira böyle bir tavır sergileyen kimse sadece Allah&#8217;a ibadet etme çizgisinden uzaklaşmış ve şirk koşmuştur&#8230;</p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;"> </p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;">Ayrıca böyle bir tavır sergileyenlerin bu iddialarında haklı olduğunu düşünenler, böyle bir kimseye itaat edenler, onların emirlerinde tabii olup kalplerinde de olsa buğz ve düşmanlık göstermeyenler&#8230;</p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;"> </p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;">Bunlarda Allah&#8217;ın dinini din edinmemişler ve Allah&#8217;a şirk koşmuşlardır. Hakimiyet noktasında Allah&#8217;a savaş açanlarla, onlara tabii olanların küfür ve şirkleri Allah&#8217;ın terazisinde aynı ağırlıktadır.</p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;"> </p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;">Hz Yusuf dosdoğru dinin, hakimiyet yetkisini yalnız Allah&#8217;a vererek O&#8217;na ibadet etmek olduğunu beyan ediyor.</p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;"> </p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;">&#8220;Dosdoğru din işte budur&#8230;&#8221;</p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;"> </p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;">Bu sözlerde artık bir sınırlama, getiriliyor. Hükmü yalnız Allah&#8217;a has kılmak ve böylece O&#8217;na ibadet suretiyle gerçekleşen bir din. Bundan başkada dosdoğru bir din yoktur.</p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;">&#8220;Ancak insanların çoğu bilmezler&#8221;</p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;"> </p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;">Dini bilmeyen cahil kimseler oldukları içindir ki bu dosdoğru dine tabi olamamaktadırlar. Bu cahillerin cehaletlerinden dolayı ne iman etmeleri ne de bu dine tabii olmaları kendilerinden beklenebilir. Dinin bu noktada aslını ve mahiyetini bilmeyen bu insanları dosdoğru din olan Allah&#8217;ın dinine nispet etmek ne akla sığar ne de gerçeğe uygun düşer. Bu hususta bu kimseleri Allah&#8217;ın dinine nispet edip hatalarının faturasını da cehaletlerine bağlamak geçerli bir mazeret değildir. Dini bilmemeleri işin ta başında müslüman olmalarına en büyük engeldir. Sonuçta bir şeye inanmak o şeyi bilmenin bir parçası olup aklında mantığında pratiği budur. Hatta bu mantığında ötesinde son derece açık ve ortadadır.</p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;"> </p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;">Hz. Yusuf gayet net ve aydınlatıcı birkaç cümle ile bu dinin temel niteliklerini, bu inanç sisteminini prensiblerini mükemmel bir biçimde çizmiş bulunuyor. Diğer taraftan cahiliyye sisteminin temellerini de sarsmış durumda&#8230;</p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;"> </p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;">Yeryüzünde kulun kula ibadet etmesi şeklinde tezahür eden bir putpereslik sistemi vardır. Kendi kendini ilahlaştıran bazı kimseler -doğru olan ifadesi ile &#8220;Tağut&#8221; lar- ilahlığın temel niteliği durumundaki rablik iddiasında bulunmadıkça yeryüzünde varlıklarını sürdüremezler.</p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;"> </p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;">Bu amaçla &#8220;Tagut&#8221; ; halk yığınlarını kendi buyruğu ve hükmüne tabii etme; kendi düşünce ve yasalarına boyun eğdirebilme çabasındadır. Dolayısı ile kendilerinin ibadet edilmeye layık olduklarını iddia eder ve halkında kendilerine uymasını isterler. Bunu dilleri ile ikar etmeseler bile yapmış oldukları uygulamaları bu noktada sözden daha güçlü bir kanıt ve gösterge durumundadır.</p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;"> </p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;">Tağutlara itaat etme şeklinde tezahür eden bu tür putperestlik insanların kalblerinde dosdoğru din ve berrak bir inançtan eser kalmadığı zaman ortaya çıkar. Hakimiyet yetkisini sadece Allah&#8217;a veren toplumlarda böyle bir putperestlik türünden söz bile edilmez. Zira bu toplumlar ibadetin sadece Allah&#8217;a yapılması gerektiğini; ibadetin hükme tabi olmak anlamına geldiğini; bununda aslında kulluğun bir göstergesi olduğunu iyice kavramışlardır. Böyle insanların meydana getirdiği toplumların vicdanlarında din bu şekilde yer ettiği için Tağut&#8217;ların bu toplumlarda varlığını sürdürmesi asla mümkün değildir.</p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;"> </p>
<p style="font-size:14pt;color:#2d2d2d;font-family:Arial;margin:0;">&#8220;Dosdoğru dîn işte budur. Ancak insanların çoğu bilmezler.&#8221;</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/29/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/29/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/29/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/29/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/29/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/29/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/29/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/29/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/29/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/29/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/29/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/29/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com&blog=3451829&post=29&subd=yolumuzuaydinlatanlar&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/06/12/hakimiyet-meselesi-seyyid-kutub/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hegel ve Marks’ın Tarih Felsefeleri - Mevdudi</title>
		<link>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/24/hegel-ve-marks%e2%80%99in-tarih-felsefeleri-mevdudi/</link>
		<comments>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/24/hegel-ve-marks%e2%80%99in-tarih-felsefeleri-mevdudi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Apr 2008 15:05:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yolumuzuaydinlatanlar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yolumuzu Aydınlatan Yazılar]]></category>

		<category><![CDATA[Hegel ve Marks'ın Tarih Felsefeleri Mevdudi Yolumuzu A]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/?p=28</guid>
		<description><![CDATA[Hegel ve Marks’ın Tarih Felsefeleri
Modern Batı Medeniyetinin doğuşuyla birlikte, insanlığın başına musallat olan bela ve sapıklıkların birtakım kaynakları vardır. Bu büyük bela kaynaklarının başında, Hegel’in ortaya koymuş olduğu tarih felsefesi gelir. Bilahare Karl Marks, meşhur Tarihi Maddeciliğini bu felsefenin ön prensipleri üzerine kurmuştur.
Hegel’in taraf felsefesinin özeti şudur:
İnsanlık medeniyetinde meydana gelen tüm gelişme ve ilerlemeler, zıtların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Hegel ve Marks’ın Tarih Felsefeleri<br />
Modern Batı Medeniyetinin doğuşuyla birlikte, insanlığın başına musallat olan bela ve sapıklıkların birtakım kaynakları vardır. Bu büyük bela kaynaklarının başında, Hegel’in ortaya koymuş olduğu tarih felsefesi gelir. Bilahare Karl Marks, meşhur Tarihi Maddeciliğini bu felsefenin ön prensipleri üzerine kurmuştur.<br />
Hegel’in taraf felsefesinin özeti şudur:</p>
<p>İnsanlık medeniyetinde meydana gelen tüm gelişme ve ilerlemeler, zıtların ortya çıkıp biribirileriyle çatışmaları ve neticede yekdiğeriyle imtizaç edip bütünleşmeleri sonunda doğar. Bütün tarih dönemleri, haddi zatında bir bütün, şayaşan bir varlıktır. Siyasi, iktisadi, medeni, ahlaki, ilmi, akli ve dini bütün beşeri nazariyeler, bu tarih dönemi içerisinde muayyen bir seviyede bulunurlar ve bunlar arasında tenasüp, uygun ve sağlam bir birlik vardır. Öylek ki, bütün bunlar, bu yaşayan bünyenin sanki muhtelif uzuvları veya içlerinde bu tarih devrinin ruh gibi dolaştığı zamansal bir bütündür.<span id="more-28"></span></p>
<p>Bu tarih sürecini yönlendiren beşeri prensip, nazariye ve düşünceler, insanlık medeniyetinin takat ve gücünü zirve noktaya ulaştırdıkları zaman, bu aynı sürecin kucağından, zirveye ulaşmış bulunan bu medeniyete karşı, bir müddettir emeklemekte olan ve nihayet gelişi; olgunlaşan düşman bir medeniyet terkibi zuhur eder. Yani, ortaya çıkan bu yeni fikir, eğilim, nazariye ve prensipler topluluğu, kendi kendini zevale sürükleyen bu devrin (sürecin) tabii iktizasından doğar ve mecut eski görüşlerle çatışmağa başlar.</p>
<p>Eski ile yeni arasındaki bu amansız çatışma, bir müddet devam eder&#8230; Neticede, bu ikisi arasında, bazı görüşleri kabul ve bazılarını reddeden bir imtizac meydana gelir ve böylelikle varlık alanına, eski ve yeni unsurların karışımı yeni ve çağdaş bir medeniyet çıkar. Böylece, dünyaya yeni bir tarih dönemi hakim olur.</p>
<p>Sonra, bu yeni dönemin ruhu ilerleye ilerleye zirveye ulaşınca, tarihe karışmış bulunan önceki eski dönem gibi, bunun kucağından da, kendisine karşı yeni bir düşman çıkar ve bu ikisi arasında inanç çatışması alevlenir. Bu çatışma sonunda, bundan önce olduğu gibi, yeniden ve eskiden bazı unsurlar bir araya gelerek ve bazıları atılıp tasfiye görerek, bazıları da alınıp kabul edilerek yeni bir medeniyet çığırı doğar.</p>
<p>Kademe kademe meydana gelen bu gelişmeye Hegel Diyalektik Gelişim (cedeli ameliye) adını verir. O’na göre, tarih sahnesinde, mantıki mücadeleler, zincirleme bir şekilde sürer gider. Bunun gereği olarak, önce tez meydana gelir; sonra bunun karşısına antitez çıkar. Tez-antitez mücadelesi uzayınca, Akl-ı Külli (yahut alemşümul Ruh) bunların arasını sulheder; yani, birinden bazı şeyler, diğerinden de bazı şeyler alarak bunlardan ortaya bir sentez çıkarır. Bu medeniyet sentezi, biraz gelişip ilerleyince tez’e dönüşür ve karşısına antitez çıkar. Aralarında bir müddet çatışma devam ettikten sora, varlık sahnesine yeni bir sentez çıkar. Ve bu, böylece devam eder gider&#8230;</p>
<p>Hegel nazariyesine göre diyalektik gelişim, külli ve ictimai bir ameliyedir. Diğer bir deyişle, bütün üniteleri ve dallarıyla insanlık medeniyyeti, her tarih çağında, diri bir vucut veya yekvucut bir varlık mesabesindedir. Kişiler ve kişilerin meydana getirdikleri gruplar da, bu vücudun aza ve parçaları mesabesindedir. Bu sebepten, herhangi bir fert veya grubun, bulundukları çağdaki toplumun medeni karekter ve umumi ruhundan kurtulmaları ve ayrı kalmaları mümkün değildir. Binaenaleyh, ne kadar büyük olursa olsun ve ne kadar üstün ve parlak şahsiyete sahip bulunursa bulunsun, bir kimse, bu şümullü çatışmada, ancak, satranç tahtasındaki piyonlardan biri mesabesindedir. İnsanlık tarihinin kabaran nehrinden taşan suları ve baskınları esnasında, mücerred fikir azametle ayağa kalkar ve hükümdar haşmetiyle hiçbir engel tanımadan beşer hayatının cerayan ettiği sahnede yürür. Evvela tez’i sonra da antitez’i takdim eder. Sonra da, sentez yoluyla aralarında sulh yapar. Külli Akl’ın veya Cihanşümul Ruh’un enteresan hallerinden biri şudur ki, O, insanlara, hayat sahnesinde önemli roller, yani, yönetici ve kahramanların rollerini oynadıklarını ilham eder; onları kaldırır ve kışkırtır. Hakikatte ise Külli Akıl kendi zatını tamamlamak için onları piyon olarak kullanır.</p>
<p>Karl Marks ise, diyalektik gelişme nazariyesini Hegel’in bu felsefesinden çıkarmıştır. Şu kadar var ki, Hegel nazariyesinin özü olan ruh veya fikir tasavvrunu Marks, diyalektik gelişmesine almamıştır. Dolayısıyla, tarihi gelişmenin sebebi olarak, sadece maddi ve iktisadi faktörleri göstermiş ve şöyle demiştir:</p>
<p>“İnsan hayatında yegane önemi haiz olan şey, iktisat (Ekonomi)’tır. Tarihin her döneminde, insanlık medeniyetinin hakiki çehresini belirleyen ve şekillendiren ekonomidir. Kanunlar, ahlak, din felsefe, ilmi ve teknik, hülasa diğer insani düşünce ideolojilerinin hepsi, o dönemde sosyal hayatta hakim bulunan iktisadi sistem’in etkisiyle veyahut da bu ekonomik düzeni tutturmak ve devam ettirmek maksadıyla oluşurlar.”</p>
<p>Marks’a göre tarih süreci içerisinde meydana gelen bu diyalektik gelişme şu şekilde olur:</p>
<p>“Toplumda herhangi bir sınıf, üretim yollarını tekeline alınca, diğer sınıflar, ihtiyaç içinde kıvranmağa başlar. Bu hal, birtakım krizler doğurur. Sonunda fakir halk tabakaları, yeni bir ekonomik üretim düzeni ve kendi yararlarına daha uygun bin mülkiyet nizamı gerçekleştirmek için harekete geçerler. Bu, diğer bir ifadeyle, mevcut eski sisteme (Tez’e) karşı çıkan bir antitez, yahut da, mevcut sistemin kucağında doğup büyüyen bir düşmandır. İşte o vakit, ikisi arasında (tez-antitez) çatışma başlar. O anda hakim bulunan kanunlar, din, ahlak ve düşünceler, bu çatışmada, toplumdaki mevcut eski düzeni korumak için mücadele verirlerken, mevcut ekonomik düzeni değiştirmek için doğmuş ve birikmiş olan yeni kuvvetler de, eski sistemin kanuni, dini ve sosyal bütün değerlerinini yere çalmak için mücadele verirler ve o arzu ettikleri yeni iktisadi düzene uygun bir sistemi, eskinin yerine kaim kılarlar. Bu sınıfsal çatışma, bir müddet kıyasıya devam eder. Nihayet toplumda hakim bulunan ekonomik sistem ortadan kalkar. Onun ortadan kalkmasıyla, onunla birlikte, mevcut kanuni, dini, ahlaki ve felsefi tüm eski değerler de, ister istemez yerlerini yeni tasavvur ve değerlere bırakırlar.”</p>
<p>Marks’ın tarihe getirdiği maddeci yorum işte budur. O’nun bu yorumu, tarihi maddecilik veya diyalektik materyalizim diye meşhurdur. Marks’a göre, geçim vasıtalarını hazırlama ve bunları yaygınlaştırma meselesi, insanlık medeniyetinin tedrici gelişmesinin ve insanlık tarihinde meydana gelen değişme ve inkılapların temel mihveridir. Marks’ın nazarında, insanlığın hayat değirmeni işte bu mihver etrafında dönmektedir. Ve bu mihverdeki muharrik güç, sınıf çatışmasından doğan kuvvettir. Din, ahlak ve beşer medeniyeti için, değişmezlik ve bizatihi doğruluk, gerçeklik gibi mutlak sıfat ve özellikler söz konusu değildir. Aksine, insan, öncelikle kendi yararları ve iktisadi çıkarları doğrultusunda hareket eder. Bunun hemen ardından da, tabi olduğu bu yolu genişletmek, sağlamlaştırmak, bu yolu başarıyla sürdürmek ve onun doğruluğunu diğer insanlara isbat etmek için yeni bir din, yeni bir hayat felsefesi, bir düşünce sistemi ve nazariye yaratır. Toplumda, kendi ekonomik yararlarına uygun başka bir yol bulmuş olan bir sınıfın, önceki iktisadi düzeni ve bu düzenin temelleri olan dini, ahlakı, kanuni ve medeni tüm tasavvur ve değerleri bırakıp, bunların yerine kendi ekonomik çıkarlarına uygun yeni inanç ve prensipler icad etmesi, hem akla hem yaratılışa uygun bir keyfiyettir. Marks, daha da ileri giderek şöyle der:Şahsi ve maddi çıkarlar mücadele vermek yaratılışın bizatihi gereğidir ve insanlığın tarihi gelişiminin tek yolu, muhtelif insan sınıflarının maddi ve şahsi çıkarları için biribirleriyle çatışıp boğuşmalarıdır. Çünkü, bugüne dek, insan, yekdiğerleriyle çatışmaksızın hiç bir tarih merhalesi katetmiş değildir. Bugün dahi, tarih merhalelerini aynı mücadele ve boğuşmayla katetmek mecburiyetindedir. Fertleri biraraya getirecek ve onları birleştirecek bir esas nokta varsa o da, onların sırf iktisadi çıkarlar uğruna birleşmeleridir. İşte böyle bir esas etrafında birleşenlerin, özel bir sınıf oluşturarak, kendilerine muhalif diğer bütün sınıflarla savaşmaları şarttır.</p>
<p>Burada, Hegel ve Marks nazariyelerini enine boyuna tenkit edecek değiliz. Burada bizim belirtmek istediğimiz şudur:Bu nazariyeler, çağımızda ilim adamlarının din, ahlak, medeniyet ve sosyal hadiselere bakış açılarını temelden çarpıtmış ve yanıltmıştır. Şöyle ki, Hegel felsefesine tutulmuş olanların kafalarına şu iki husus iyice yerleşmiştir:</p>
<p>1- Herhangi bir tarih çağında tüm unsurlarıyla medeniyet bir bütündür ve bir ayniyet arzeder. Herhangi bir asırda mevcut bulunan ahlak, kanunlar, din, ilim, felsefe, sanat ve devletler arası ilişkilerin tümü, aslında, o dönemin ictimai tabiat yahut evrensel ruh’unun değişik görüntüleridir.</p>
<p>2- Herhangi bir medeniyet, olgunlaştığı, boyutları iyice belirdiği ve kemalin zirvesine ulaştığı vakit, bu medeniyetin içinden, yeni görüş, düşünce, nazariye ve tasavvurlardan ibaret yeni bir sistem doğar ve varlık alanına çıkarak eski fikir ve nazariyelerle mücadeleye koyulur. Bu mücadele, eski medeniyetin faydalı ve işe yarayan unsurlarıyla, işe yaramayanlarının yerine, yararlı olan yeni görüş ve nazariyeleri içinde bulunduran yeni bir medeniyetin hayat sahnesine çıkmasına kadar devam eder.</p>
<p>Bu şu demek olur ki, zihnine bu iki nokta yerleşen kimsenin, üzerinden birkaç asır geçmiş bulunan, yani, kökü birkaç asır öteye uzanan bir doktrin veya akideye inanması, yahut da inandıysa bu imanını devam ettirmesi mümkün değildir. Buna göre, böyle birine mesela İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed (s.ı.v.) hazeratını anlatacak, onların talimatından bahsedecek olsanız, size o kimse kat’i olarak şu karşılığı verecektir.</p>
<p>“Onlardan her biri, kendi zamanlarının insanlarıydılar ve yaşadıkları devirlerde hakim bulunan medeniyet tez’lerine karşı antitez’lerle çıkmışlardı. Ki, aslında onların antitezle karşı çıktıkları o medeniyetler de, daha önceki medeniyetlerle mücadele vererek ve o medeniyetlerden bazı şeyleri alıp, bazı şeyleri atarak meydana gelmiş olan sentezler’di. Bu peygamberlerden sonra da insanlık medeniyeti birçok merhaleler katetmeğe devam etmiş, nihayet içinde yaşadığımız zamana ulaşmıştır. Biz bu şahsiyetlere, medeniyetin gelişmesi ve ilerlemesine olan üstün katkı ve hizmetlerinden ötürü takdir ve hürmetlerimizi takdim eder ve onları ulularız. Lakin, bu demek değildir ki, biz geriye döneceğiz ve günümüz medeniyet tezine karşı, çağlar öncesi eskimiş bir antitezle karşı çıkacağız!Bu doğru olmaz.”</p>
<p>Bu iki fikri, Hegelciler gibi Marksistler de kabul ederler. Şu kadar var ki, Marksistler, Hegelcilerden ayrı olarak, bir üçüncü fikre daha saplanmışlardır ki, o da şudur:</p>
<p>3- Tarihin harhangi belli bir döneminde mevcut bulunan görüşler, dini, ahlaki ve kanuni tasavvurlar, ancak o asırda hakim bulunan iktisadi düzen’den doğarlar. Ve bütün bu tasavvur; prensip ve kanunlar, ancak o devrede egemen bulunan iktisadi sistemi korumak için ortaya konurlar.</p>
<p>Binaenaleyh, Marksistlerin bu düşüncelerinin mantıki sonucuna göre, üretim şekilleri ve geçim kaynakları değiştikçe, bütünüyle din, ahlak ve kanunlar da değişir. Çünkü bu düşünce ve değerler, eski ekonomik düzene ayak uyduracak biçimdeydi; bu sebeple yeni sistemin ruhuyla uyuşamazlar.</p>
<p>Şimdi soralım: Marksizme inanan bir kimse, aynı anda, kökü asırlar öncesine uzanan dini veya şer’i bir doktrine, yahut da ahlaki bir nizam inananabilir mi?</p>
<p>Bir ara, komünistlerden biri şu başlıkla bir makale yayınlamıştı:</p>
<p>“Komünizim’de ne aradık ta bulamadık?”</p>
<p>Adı geçen makalesinde yazar, İslamla komünizm arasında hiçbir çelişkinin bulunmadığını isbat etmeğe çalışmıştı! Onun tipinde, bu görüşün doğruluğunu söyleyen daha niceleri vardır. Ben onlardan, önce Marksın Tarihi maddecilik teorisini ve bunun mantıki neticelerini iyice okuyup araştırmalarını, sonra da düşünmelerini istiyorum:</p>
<p>“Bir Mraksistin, aynı zamanda bir müslüman olabileceğini söylemenin imkanı var mı?”</p>
<p>Şüphesiz ki, dilediği inancı seçmesi herkesin hakkıdır. Binaenaleyh, eğer onlar Marksın nazariyesinin doğruluğuna inanıyorlarsa, inansınlar. Lakin, bunun yanında, onların basiretli ve dikkatli olmaları, herhangi zihni bir çıkmaz ve hataya düşmemeleri de icabeder. Fakat, onların bir akideye inanmaları, sonra aynı anda buna zıt başka bir akıdeye iman etmeleri gösteriyor ki, onlar zihni bir hata ve çarpıklık içerisindedirler. Bu ise, esef verici bir durumdur.</p>
<p>Gerçekten, Hegel de Marks da, gerçeği bulmak ve keşfetmek istemişlerdir. Lakin, her ikisi de çarçabuk başarısızlığa uğramışlardır. Gerçekte, her ikisi de hakikat’ten sadece küçük bir parçayı buldukları halde, bunu kamil hakikat’mış gibi sunmağa çalıştılar. Onlar, bu çabalamaları sonunda, onarılmaz büyük hatalara düşerlerken başkaları için de, hata ve yanlışlardan ibaret bir ağ örmüşlerdir ki, sayısız insan, hala onların bu dalalet ağına düşüyor ve bu düşüncelerin kurbanı oluyorlar.</p>
<p>Hegel’in tarih felsefesinde, yakalayabildiği tek doğru şudur:</p>
<p>“Tarih boyunca insanlık medeniyetinde meydana gelen tüm ilerlemeler, önce zıtlar arasındaki harp, sonra da bu harp sonrası yapılan sulh’tan doğmuştur.”</p>
<p>Lakin Hegel, bu tek doğrusunu, bir sürü sakat görüşlerle karıştırarak, çoğu havada duran direkler üzerine nazariyesini kurmuştur. O’nun, “Allah alemin ruhudur.” “Allah, kendi zatını geliştirmek ve kemale ulaştırmak için, insanı araç olarak kullanır. İnsanlık medeniyetinin gelişme tarihi, Allah’ın, olgunlukta zirveye ulaşmak için giriştiği bir yolculuktan başka bir şey değildir.” gibi görüşleri, doğruluğunu ne yerde ve ne de gökte kimsenin ispat etmediği ve insan aklının ve gönlünün yatmadığı sakat ve çürük nazariyelerdir.</p>
<p>Sonra, O’nun, “İnsan, tarih sahnesinde, şuuru, ihtiyar ve iradesi olmayan robot bir temsilciden ibarettir ve insanlar arasına zıt fikirler atarak onları önce biribirleriyle vuruşturan, sonra da aralarını sulherek ortaya yeni fikir ve tasavvurlar atan Allah’tır.” şeklindeki nazariyesi de, yine hiçbir doğru temele dayanmayan ve hiçbir ilmi hakikatçe desteklemiyen bir zan ve vehimdir.</p>
<p>İşte bunlar, Hegel’in, tarih felsefesini bilmeceye çeviren temel hatalarıdır. Gerçi biz, O’nun diyalektik nazariyesi’ni iyice gözden geçirdiğimizde, bazı doğru tesbitlere rastlarız; fakat orada kıyas ve tahmin unsuru, tarihi olaylarla istişhad unsuruna galebe çalar, Hegel, “Tarih boyunca, zıt fikirler arasında çatışmalar sürüp gitmiştir ve çatışmalar sonucu, zıtlar arasında meydana gelen sulh, bu zıt fikirlerden, ortaya medeniyet sentezi çıkarmıştır.” derken, doğruyu söylemiştir. Nevar ki, bizzat kendisi, mes’elenin hakikatini anlamak, gerçekte aralarında çatışma olan zıtların hangi çeşit zıtlar arasında sulhu sağlayan etkenleri tesbit etmek ve bu sulhun neticesinde bizzat kendi düşmanını kendi kucağında besleyen yeni medeniyet sentezini varlık alanına çıkaran hakiki sebebi idrak etmek için, ciddi bir çaba sarfetmemiş ve kendini yormamıştır. Ve Hegel, sözünü ettiği bu diyalektik gelişme’yi ciddi ve yeterli bir şekilde tahlil edeceği yerde, bu nazariyesini, bizzat kendisi ancak kuşbakışı gözden geçirmiştir. Tıpkı, kent üzerinde uçarken, şehri gözden geçiren bir kuş gibi!</p>
<p>Karl Marks’a gelince, Hegel’de az da olsa bulunan derin görüşlülük ve ufuk genişliği O’nda hiç yoktur. Şöyle ki, O, herşeyden evvel insanın yaratılışını, yapı ve terkibini anlamak istememiştir. Bundan dolayı da, insanın sırf geçim kaynak ve yollarına muhtaç olan bedeni varlığına, yani onun diğer hayvanlarla ortak olan hayvani tarafına bakmış, bu harici kapsül içinde yaşayan iç varlığı, yani esas insanı görememiştir. Ondaki hayvan dış bünyenin, insanın gerçek yönü olan iç varlığı elinde, sadece bir araç olduğunu, insanın hakiki yönünü ve özünü teşkil eden bu iç yapının, onun kapsülü mesabesindeki dış varlığından (hayvan-ı harici), yaratılış icap ve iktizası bakımından tamamen farklı bir yapıya sahip olduğunu kavrayamamıştır. Marks’ın bakış açısının böylesine hatalı oluşu, nazariyesinin tümünün yanlış ve batıl olması sonucunu doğurmuştur. Marks, öyle zannetmiştir ki, insanın iç varlığı, ancak hayvani olan dış varlığına tabi veya onun emrinde bir köledir. Onda bulunan akıl, muhakeme, düşünme, araştırma, gözlem yapma, olaylar arası ilgi kurarak, ortaya yeni sonuçlar çıkarma, inceleme, icat ve buluşlar yapma gibi kuvvet ve hususiyetler, hayvani varlığın hizmetine ve onun şehvetini arzularını, çıkar ve menfaatlerini gerçekleştirmeğe mahsustur. Bunun içindir ki, insanın iç varlığının bugüne kadar yapmış olduğu ve istikbalde yapabileceği son şey -Marks’a göre-, hayvani varlığın isteklerine uygun olarak birtakım ahlaki ve kanuni prensipler ortaya koymak ve yine bu maksatla dini birtakım tasavvurlar icad etmek, yani hayvani varlığın yaşamasını temin için yollar açmaktır. İnsanın hakikatıyla zerre kadar bağdaşmayan ne kadar çürük ve sakat bir düşünce!Ve bu düşünceyi gönül hoşluğuyla, iğrenmeden kabul eden insanlar, ne kadar aptal ve ne kadar ahmaktırlar!</p>
<p>Biz, insanın hayvani duygu ve isteklerinin, çoğu kez insanın iç yapısını etki altına aldığını ve birçok kimsede hayvani yapının insanı yapıya galebe çaldığını reddetmiyoruz. Fakat Marks’ın “İnsani yapı, hayvani yapıyı altedecek hiçbir güce sahip değildir.” şeklindeki görüş ne kadar yanlıştır! Yine O’nun, insanlığın medeniyet mücadelesini, hayvani duygularının tutsağı olmuş kimselerin bir çabası şeklinde anlaması ne kadar hatalıdır! Halbuki, tarihin safhalarını kapalı bir gözle değil de, açık bir gözle inceleyecek olsaydı, beşer medeniyetinin ne kadar faydalı ve takdire layık unsurları varsa, bütün bunların ancak hayvani duygularını insani kuvvetleriyle altetmiş ve güçlü şahsiyetleriyle hayvani arzularının kurbanı nice insan gruplarını etkileyerek onların hayatlarına çeki-düzen vermiş, medeniyet, ahlak, şeref, adalet ve insaf konusunda ölümsüz prensipler ortaya koymuş insanlarca beşeriyet alemine armağan edildiğini ayan-beyan görecekti.</p>
<p>Eğer Hegel ve Marks, Kur’an-ı okumuş-incelemiş olsalardı, insanın gerçek mahiyetini anlamada ve insanlık medeniyetinin ilerlemesindeki temel kanunu kavramada, zannın ve tahminin eteklerine tutundukları için düşümş oldukları hatalara düşmiyeceklerdi. Çünkü, Kur’an-ı Kerim’in, insan bilgisi ve tarih felsefesi konularında ortaya koymuş olduğu esaslar, Hegel’in, Marks’ın ve diğer batılı düşünür ve filozofların sürçtükleri bütün bu meseleleri doğru bir şekilde ve ikna edici bir üslupla çözüp halletmiştir.</p>
<p>Kur’an’ın beyanına göre insan, sadece yiyip içmesi, acıkması, şehvet ve arzusu, korku öfke ve buna benzer fıtri özellikleri bulunan bir canlı varlık değildir. Asıl olan insan, bu hayvani kılıfın içinde yaşayan manevi varlıktır. O, ahlaki hükümlere konu olan bir varlık olup, sair hayvanlar gibi sırf tabii bir yaratık değildir. Kendisine akıl, kavrayış, ilim öğrenebilme, görüş ve fikir gibi muhtelif mevhibeler verilmiştir. Diğer taraftan, kendisine bir nevi şahsi istiklal ve bağımsızlık da verilmiştir. Tabiat, onu diğer canlılar gibi belli bir yolu körü körüne izlemeğe zorlayamaz ve tüm ihtiyaçlarını bizzat kendisi karşılamak zorunda da değildir. Allah ona, mücadele azmi ve çalışma gücü vermiş ve onu dünyada, kendi çabasıyla dilediğini elde etmek, hayata kendi arzu ve gayretiyle istediği yolu tercih etmek ve kendisine ayrılan güç ve alan içerisinde bu gidişatını belli bir süre devam ettirmek üzere serbest bırakmıştır. Bu şekil bir bağımsızlığa ve bu tip bir cehd ve gayrete sahip, çalışma planını kendisi çizen ve hayat tarzını kendisi seçen bir ruh! İşte Kur’an’ın nazarında insan budur!</p>
<p>Onun dış yüzüne yani kapsül varlığına geline, insan onu kullanabilme kudretine sahiptir. Bu hayvani varlık, insan için bir hizmetçidir. Bu hizmetçi, süfli arzularından, nefsani şehvetlerinden ve cismani çıkarlarından başka hiçbir şey tanımayan bir cahildir. Arzu ve ihtiyaçlarının tatmininden başka hiçbir şey düşünmez. İnsanın manevi varlığına hizmet edeceği yerde, onu altedip kendisine köle yapmak ve sahip bulunduğu akli ve ilmi tüm kuvvetlerle, hayvani emellerin tahakkuku için onu alet olarak kullanmak ister. Gözlerini, göklere ve yüksekliklere dikeceği yerde, çukurlara ve alçaklıklara talip olur. İnsanı buhranlara sürüklemek ve bütün gücüyle onu maddeye kul-köle yapmak ve nefsinde cahiliyet tohumları yeşertmek için çabalar.</p>
<p>Bunun tam aksine olarak, insanın iç yapısını da, yaratılışı icabı, hayvani varlığı kendi emri altına almak ister. Allah ona, iyilik ve kötülüğü bildirmiş, hayır ve şer yollarını ayırdetme gücüvermiş, tabi ihtiyaçlarını diğer hayvanlar gibi değil de ancak münasip yollarla gidermesini ilham eden ahlaki bir hiss lütfetmiştir. Bunun içindir ki, behimi yollara sapmaktan otomatikman haya eder; hayvani hedeflere yönelmekten kendiliğinden uzaklaşır ve daima en üstün bir varlık olma yolunda ısrarla yürür.</p>
<p>Yaratılışından gelen bir iç güdü, onu, üstün ideal için yaşamağa sevkeder durur.</p>
<p>Bu bakımdan insan hayatı, başından sonuna kadar insanın dahili varlığıyla harici varlığı arasında sürüp giden mücadele sahasından başka bir şey değildir.Bu harp sahasında, dış varlık iç varlığı çukura iter ve onu kendine mahkum ettikten sonra onun vasıtasıyla birtakım eğri yollar açar&#8230; Zulüm, düşmanlık, fuhşiyat, günah, azgınlık, nefsani arzulara tutkunluk ve insanlar arası ilişkilerde haksızlıklarla dolu, karma karışık yollar&#8230; İç varlık ise, böyle bir zillete razı olmaz ve dış varlığa başkaldırır. Lakin hayvani varlığı emri altına almak için mücadele verirken, o da birtakım eğri yollar dener&#8230; Dünyadan kaçmayı, nefsi kahretmeyi tabii ihtiyaçlardan ve ictimai hayatın normal seyrinden firar etmeyi öğütleyen ruhbanlık yollarını&#8230; İşte o zaman, dış varlık ona bir kez daha başkaldırır ve onu kendi sapık ve eğri yoluna çeker&#8230;</p>
<p>İşte, biribirine zıt bu iki aşırı kuvvet (ifrat ve tefrit), zaman zaman birbirlerine karşı gelir ve baş kaldırırlar. Bu iki kuvvetin biribirlerine hakim olmaları ve tesir etmeleri neticesi, dünyada hak ve batıl karışımı birtakım nazariye, prensip ve hayat yolarını, bir zaman tecrübe eder ve sonunda, onun sürekli olarak sırat-ı mustakim’e özlem duyan fıtri hakikat’ı, bu eğri yollardan sıkılır, usanç duyar ve topyekun batıllara karşı isyan ederek bunların yekunünü fırlatır atar. Neticede, insan hayatında hak ve doğruluk’tan başka hiçbir nazariye ve hayat tarzı kalmaz!</p>
<p>Fakat, ifrat ve tefrite çağıran bu sistemler yok olup dağılır dağılmaz, mücadele alanına, yeni ifrat ve tefrit unsurları çıkar ve bunlar arasında yeni bir tartışma kızışır. Bu bir zaman sürer&#8230; Sonra, her zaman doğru yola özlem duyan insan fıtratı, bütün bu batıl ve hak karışımı sistemleri yeniden terkeder.</p>
<p>Tarih boyunca insanlık medeniyetinin, aşağıdaki şekilde görüldüğü gibi, bir doğru parçasıyla kesişerek zikzaklar çizen bir eğri gibi iniş çıkışlar arzettiğini görürürüz:</p>
<p>Bu resimde görülen (A,B) doğru parçası, Kur’an-ı Kerim’de Sırat-ı mustakim, rüşd, huda, sevau’s-sebil, sebilu’r-rab ve diğer tabirlerle ifade ettiği, insanlığın fıtri yolu’nu temsil eder. İnsanlık, başlangıçta fıtrat üzereydi. Sonra insanlar, kendileri için çizilen meşru sınırları geçtirler ve azdılar. Onlardaki bu azgınlık ve hak yoldan sapma eğilimi, insanı fıtri olan sırat-ı mustakim’den birçok defalar uzaklaştırdı. Fakat her defasında, acı tecrübeler ve fıtratın sesi, insanı fıtrat yolu’na dönmeğe çağırmış ve zorlamıştır. Lakin insan, fıtratın yoluna döner dönmez, ondan yeniden ters istikametlere doğru uzaklaşmış, sonra fıtratın yoluna bir kez daha dönme mecburiyetini hissetmiştir.</p>
<p>Hegel’in tez ve antitez diye ifade ettiği şeyler, insanı doğru çizgi’nin bir bu yanına, bir diğer yanına çeken aşırı temayüllerdir. O’nun, sentez diye adlandırdığı ise, insanlığın çizdiği eğrilerin, doğru çizgi ile kesiştikleri noktalardır.</p>
<p>Hegel ve Marks, insanlık tarihindeki bu doğru çizgi’yi bulmuşlar, lakin ezelden ebede uzanan ve insan fıtratinin ta içten özlemini çektiği, ona bakarak bir sürü eğriler ve zik-zaklar içerisinde her idrak ve anlayış sahibi kalbin görebileceği hak istikameti belirlediği ve her insanın yaratılıştan aradığı ve erişmek için can attığı bu doğru çizgi’yi anlayamamışlardır.</p>
<p>İnsanlık içerisinde bu doğru yol bilenler, Peygamberler (a.s.) olmuş ve onlardan her biri, kendi devirlerinde bu doğru ve vasat yola insanları çağırarak, insanlık medeniyetini bu yol üzerinde fiilen inşa etmişlerdir:</p>
<p>“And olsun ki, peygamberlerimizi apaçık ayetlerle gönderdik. Onlarla birlikte kitap ve insanlar doğru hareket etsinler diye ölçü indirdik.” (Hadid: 57/25)</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/28/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/28/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/28/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/28/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/28/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/28/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/28/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/28/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/28/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/28/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/28/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/28/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com&blog=3451829&post=28&subd=yolumuzuaydinlatanlar&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/24/hegel-ve-marks%e2%80%99in-tarih-felsefeleri-mevdudi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>“Kadının adı yok”, peki ya değeri? - Mustafa İslamoğlu</title>
		<link>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/24/%e2%80%9ckadinin-adi-yok%e2%80%9d-peki-ya-degeri-mustafa-islamoglu/</link>
		<comments>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/24/%e2%80%9ckadinin-adi-yok%e2%80%9d-peki-ya-degeri-mustafa-islamoglu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Apr 2008 15:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yolumuzuaydinlatanlar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/?p=27</guid>
		<description><![CDATA[“Kadının Adı Yok” diyerek, kadının değerini yok eden malum zihniyete bir nazire olsun diye koydum bu başlığı.
Modernler kadını evden çıkartıp, evini yıktılar. Kadını ikna etmek için, evini ona “Bu senin zindanın” diye tanıttılar. Bu şeytani telkine aldanan modern kadın evi terk etti.
Modern kadına ev yerine önerdikleri şey ne? Sokak, cadde, süpermarket, kulüp, dernek, fabrika, daire, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>“Kadının Adı Yok” diyerek, kadının değerini yok eden malum zihniyete bir nazire olsun diye koydum bu başlığı.</p>
<p>Modernler kadını evden çıkartıp, evini yıktılar. Kadını ikna etmek için, evini ona “Bu senin zindanın” diye tanıttılar. Bu şeytani telkine aldanan modern kadın evi terk etti.</p>
<p>Modern kadına ev yerine önerdikleri şey ne? Sokak, cadde, süpermarket, kulüp, dernek, fabrika, daire, dükkân, ofis vesaire vesaire… Ama bunların hiç biri evin yerine geçmedi. Kadın eve düşman dışarıya hayran edildi. Fakat dışarı onu korumadı. Koruyamazdı da. Onu dışarı çağıranlar zaten korumasız kalsın, savunmasız kalsın diye çağırmıştı. Onu dışarı çağıranlar, onu metalaştırmaya can atanlardı.</p>
<p>Kadın onlar için süslendi, boyandı, pudralandı.<span id="more-27"></span> Onlar için harcadı parasını, zamanını, hayatını. Onlar, içerden çıkarıp dışarının malı ettikleri her kadını yağlı ve bağımlı bir müşteri olarak alkışladılar. Nitekim öyleydi de. Kadın artık kazanmak için harcıyor, harcamak için kazanıyordu.</p>
<p>Önce anneliğini unuttu. Zira kendine yabancılaştı. Zaten dışarlıklı bir hayatın yoğunluğunu hiçbir kadın annelikle birlikte kaldıramazdı. O nazenin omuzlara bu ağır gelirdi. Öyle de oldu. Yıktıkları evin yerine pansiyonu koydular. Yıktılar dedimse, damını duvarını yıktıklarını kastetmedim elbet. Bu mecazen bir yıkımdı. Evin misyonunu yıktılar, tıpkı kadının kadınlık misyonunu yıktıkları gibi.</p>
<p>Artık evler iki kişilik pansiyondu. Baba işe anne işe çocuk kreşe; oh ne ala memleket! Siz buna ev diyebilecek misiniz? Zaten olmadı da. Önce çocuk sayısını azaltmaya ikna ettiler. Zaten evinden çıkardıkları kadın, buna mecburen ikna olmak zorundaydı. Başka türlü yapamazdı. Kendisini dışarıdan koparak her şey ayak bağıydı. Bu çocuk için de, hatta eşinden “hanımlık” bekleyen koca için de geçerliydi.</p>
<p>Evsizliğin merkezi olan Batılı toplumlarda kadın doğurmuyor. Geçenlerde Kıbrıs Rum yönetimi her doğum için 60 bin dolar vereceğini açıkladı. Biliyorum yine ikna edemeyecekler. Çocuğu angarya gören bir kadını doğurmaya nasıl ikna edebilirsiniz. Dahası, “kamu malı” haline getirilmek için içindeki anne öldürülmüş olan modern kadın, fıtratın haykıran sesini, taş kesilmiş kalple nasıl duysun?</p>
<p>Eline köpeğin zincirini tutuşturdular ve “çocuk yok, köpek olsun” dediler. Modern kadın farkına varmadan köpeği çocuğun yerine koyuverdi. Çocuğun kahrına katlanmamak için evden kaçan modern kadın köpeğin kahrına katlandı. Tıpkı bir kocanın kahrına katlanmamak için evi gözden çıkaran modern kadının, kocalık sorumluluğunun hiç birini taşımayan bir sürü sorumsuz ve iffetsiz erkeğin kahrına katlandığı gibi.</p>
<p>Müslüman kadını önce birinci evi olan tesettürü, sonra ikinci tesettürü olan evi koruyor. Bu Allah’ın kendi talimatına uyan kadına bahşettiği bir lütuftur.</p>
<p>Evet, İslami tesettür birinci evdir. Bazıları İslami tesettüre “ikinci deri” gibi bakarlar. Bu ifrattır, aşırılıktır ve fıtrata aykırıdır. Tesettür mümin kadının sosyal ilişkilerini düzenleyen bir talimattır. Karşıt cinsle ilişki kurarken dişiliğini arka plana atar ve kişiliğini ön plana çıkarır. Bunu tesettür sayesinde yapar. Muhatabına “Benimle kişiliğim üzerinden ilişki kur” mesajı vermiş olur.</p>
<p>Tesettüre ikinci deri gibi gören ifrat anlayış, onu Müslüman kadının yalnız olsun başkalarıyla olsun deri gibi ondan kopmaz bir parça olarak görür. Bu ilk bakışta “hassasiyet” gibi gözükse de, derinden bakınca fıtrata zıt ve zorlama olduğu anlaşılır. Fıtrata uygun olmayan her dindarlık gösterisi, mutlaka ziyana yol açar. Ya bunu uygulayanın tavır, davranış, ilişki ve anlayışında, ya da muhataplarının üzerinde.</p>
<p>İlk ev olan İslami tesettür, Müslüman kadınla birlikte yürür. Müslüman kadın nereye giderse gitsin, o da oraya gider. İşte bu nedenle o “ev”lidir. Tesettürü alınarak dışarı salınmış bir kadın, bu yüzden evi başına yıkılmış bir kadındır.</p>
<p>“İlk evi” olan tesettürünü koruyamayan, “ikinci tesettürü” olan evini koruyamaz. Başta inşa edemez ki korusun. İşte bu yüzden, hakkı ifa edilen bir tesettür mucizedir.</p>
<p>Dünyanın kadın açısından gittiği yöne dikkatlice bakınız. Muceza derken ne kastettiğimi o zaman anlarsınız. Yine tesettürün hürriyetin sembolü olduğu gerçeği, özgürlük adı altında metalaştırılan modern kadının içinde bulunduğu sıkıntılı duruma bakınca daha iyi anlaşılmaktadır.</p>
<p>Kadın rahatsız olacaksa, değersizleştirme operasyonundan rahatsız olmalıdır. Kadının adı yoksa, ona bir ad konulur. Ama ya değeri yoksa ne yapılır? Değer isim gibi “koydum” demekle konulacak bir şey değil ki.</p>
<p>Kadını değerinden koparanlar, ona “fiyat” biçiyorlar. Zira kendilerinde değer yok, para çok. “Parayı bastırırız, alırız” diye düşünüyor olmalılar.</p>
<p>Kadın, değersizleştirme operasyonuna kurban gitmemek istiyorsa, euzü besmele çeksin. Çeksin de şeytanlar ondan elini çeksin.</p>
<p><span style="font-size:85%;line-height:normal;"><br />
<span style="font-size:small;">mustafaislamoglu</span></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/27/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/27/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/27/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/27/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/27/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/27/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/27/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/27/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/27/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/27/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/27/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/27/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com&blog=3451829&post=27&subd=yolumuzuaydinlatanlar&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/24/%e2%80%9ckadinin-adi-yok%e2%80%9d-peki-ya-degeri-mustafa-islamoglu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kapitalizme Yumruk Atmak Elimizde - Nihat Genç</title>
		<link>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/24/kapitalizme-yumruk-atmak-elimizde-nihat-genc/</link>
		<comments>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/24/kapitalizme-yumruk-atmak-elimizde-nihat-genc/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Apr 2008 14:56:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yolumuzuaydinlatanlar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/?p=26</guid>
		<description><![CDATA[Dünyanın gerçek kara delikleri, karanlık bölgeleri, insanlığın emeğini, kazancını çalan 150-200 Amerikan şirketidir!
Amerika hem iktisadi sisteminin hem de tek, küresel bir imparatorluğa dayalı siyasal sisteminin doğru, gerçek, kaçınılmaz olduğunu söylüyor! Bu iki çift laf, dünyanın en büyük yalanı olarak büyük tepkiler görüyor! Kısa vadede Amerika’nın askeri gücüne karşı yapabileceklerimiz sınırlı, ama uzun vadede hem askeri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Dünyanın gerçek kara delikleri, karanlık bölgeleri, insanlığın emeğini, kazancını çalan 150-200 Amerikan şirketidir!</p>
<p>Amerika hem iktisadi sisteminin hem de tek, küresel bir imparatorluğa dayalı siyasal sisteminin doğru, gerçek, kaçınılmaz olduğunu söylüyor! Bu iki çift laf, dünyanın en büyük yalanı olarak büyük tepkiler görüyor! Kısa vadede Amerika’nın askeri gücüne karşı yapabileceklerimiz sınırlı, ama uzun vadede hem askeri hem de iktisadi olarak bu topraklardan pıllarını pırtlarını alıp kaçmak zorunda kalacaklar!</p>
<p>Nasıl?</p>
<p>Amerika, kapitalizmden, sömürüden, kölelikten başka alternatif yoktur diyor. Vardır. Adı da ekonomidir. Ekonomi ile kapitalizmi ayırıyoruz. Çünkü bir disiplin, bir bilim dalı, bir hayat döngüsü biçimi olarak ekonomi ile kapitalizmi sömürü ve yıkım getiren işleyişi farklı şeylerdir.<span id="more-26"></span></p>
<p><span style="font-weight:bold;">KATLİAMCI, SAVAŞÇI, YIKICI ŞİRKETLER</span></p>
<p>Amerika’nın kapitalizm dediği, 150-200 şirketin dünyayı istilasıdır. Bizim ekonomi dediğimiz, dünyayı çekip çevirecek, alınterine, titizliğe, ahlaka, paylaşmaya, helal kazanca dair işleyiştir.</p>
<p>150-200 şirketli bu sistem, dünyanın en büyük hava ve kara gücüyle kendini kabul ettirmek istiyor. Topyekün bir savaşı göze alarak ve ölümüne bir mücadeleyle bunun karşısında olacağız!!!</p>
<p>Amerika diyor ki, “İran, Irak, Suriye, Afganistan dünyanın kara delikleridir.” Hayır. Dünyanın gerçek kara delikleri, karanlık bölgeleri, insanlığın emeğini, kazancını çalan bu 150-200 şirkettir. Onların gizli, entrika dolu, zifiri karanlık işleridir. Onların Firavunlaşmasıdır.</p>
<p>Dünya serveti ve hazinelerini bu 150-200 şirket ele geçirdi. Bu şirketlerin her biri, onlarca Afrika ve Ortadoğu devletinden daha zengin! Hepsinde ihtilaller yapacak, soykırımlar yapacak, iç savaşlar çıkaracak, katliamlar yapacak büyük, siyasi, gizli kudret ve güç var.</p>
<p><span style="font-weight:bold;">PENTAGON: SİLAHLI ŞİRKET SÖZCÜSÜ</span></p>
<p>Acilen, bu şirketlerin kurumsal yapılarını sorgulamalı, binlerce yazı yazmalıyız. Bilimsel makalelerle, ciddi analizlerle, sıkı eleştirilerle bu şirketlerin üstüne yürümeliyiz.</p>
<p>Pentagon’un, Beyaz Saray’ın tüm dünyaya ilan ettiği savaşın asıl gerekçesi bu şirketlerdir. Bize “Başka ekonomi modeli yok, başka özgürlük yok, başka hayat yok” diyorlar, “tek model budur, herkes diz çöküp bunu kabul edecek, tüm insanlık boyun eğecek, benim borum ötecek, benim kurallarım geçecek” diyorlar. “Şu anda hepinizin evinin yanındayım, kuralları çiğneyenleri çevirip, sıkıştırıp, öldürerek yok edeceğim” diyorlar!</p>
<p>Halbuki bizim bu topraklarda bin yıldır uyguladığımız bir ekonomik düzen vardır.</p>
<p>Onların sisteminde, bir tek şirket hem turizm yapacak, hem madencilik, hem su satacak, hem meşrubat işine girecek, ve aynı insan üçbeş büyük TV.’nin sahibi olacak&#8230; Modelleri bu.</p>
<p><span style="font-weight:bold;">EKONOMİK DÖNGÜ, HAYATİ DENGE</span></p>
<p>Bizim modelimiz ise şu: Bütün bu işlerin her birini ayrı ayrı insanlar yapacak. Bu işler binlerce patrona dağılacak.</p>
<p>Böylece üretim süreçleri insani, doğal, heyecanlı, neşeli, hakiki, bereketli hale gelecek. Tıpkı bin yıldır Abbasi, Emevi, Osmanlı medeniyetlerinde olduğu gibi.</p>
<p>Ekonomik güç bir tek adamın elinde toplanınca, siyasi güç de onun eline geçer. Savaşları da o yönetir. Binlerce insanın ayrı ayrı kendi işine sahip olması halinde demokrasi işlerlik kazanabilir. Herkesin fikri, oyu, görüşü, dikkate alınır, hayat dengeli bir biçimde akar&#8230;</p>
<p><span style="font-weight:bold;">İSLAM NE DİYOR?</span></p>
<p>Bir tek insan kontrol edemeyeceği büyüklükte şirketlerin sahibi niye olur? Neden olsun? Bir tek insan kontrol edemeyeceği büyüklükte servetin sahibi niye olur? Neden olsun? Okumuş, tahsil görmüş, bilgili, genç, enerjik milyonlarca insan neden uzaklardaki, karanlıktaki bir patronun hizmetinde çalışsın?</p>
<p>Bizim yaşama formülümüz, paranın insanı boğan, öldüren, çıldırtan bir yaratık haline gelmesine izin vermez. İslam’ın ekonomi düzeni de budur. Yıllarca faizsiz bankacılık tartışıldı. Bunlar saçmalıktan başka bir şey değil. Ahlaksız ekonomi olmaz. Paylaşım esasına dayanmayan her yöneliş bizi Amerikan köpeği, kapitalizmin kölesi durumuna düşürür!</p>
<p>Ben bunları uydurmuyorum. Babalarımızın yaptığı işi söylüyorum. Şam’ın şekeri ağzımızın tadıdır, Arab’ın yüzü bizim aynadaki yüzümüzdür. Patron olacaksa ustası olduğu işin patronu olacak, diyorum.</p>
<p>Amerika’nın katliamlarına, canavarlığına direnmek, hakiki Amerikan karşıtlığı bu ekonomik meseleyi çözebilmekle mümkündür. Başka da çaremiz yoktur.</p>
<p>Nihat GENÇ</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/26/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/26/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/26/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/26/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/26/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/26/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/26/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/26/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/26/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/26/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/26/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/26/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com&blog=3451829&post=26&subd=yolumuzuaydinlatanlar&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/24/kapitalizme-yumruk-atmak-elimizde-nihat-genc/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bir 7.65’liğim Bile Yok - Hakan Albayrak</title>
		<link>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/24/bir-765%e2%80%99ligim-bile-yok-hakan-albayrak/</link>
		<comments>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/24/bir-765%e2%80%99ligim-bile-yok-hakan-albayrak/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Apr 2008 14:52:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yolumuzuaydinlatanlar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Şiirler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/?p=25</guid>
		<description><![CDATA[yaşasın konfederasyon!
yaşasın kamçılar ve köleler!
çünkü siyahları sevsem de,
lincoln’ın bir yalancı olduğunu biliyorum.
dengeler adına vuruldu kim vurulduysa
çiftçiler,Marilyn Monroe,Bağdat
dengeler adına bırakıldım kendimle baş başa
burada şehremini’de
ve bir hallaç pamuğuna dönüşmüş olarak.
kimim ben
nerden gelip nereye gidiyorum
bunun ne önemi var
mossad besliyor kafka’yı
zen’i Amerika finanse ediyor
çünkü hepimizi uyuşturup,
ortadoğu’yu ateşe vermek istiyorlar.
ikilem
üçlem ve dörtlemler
alternatif çöplüğüne döndü üçüncü dünyanın beyinleri
‘hiç akletmezmisiniz’
hayır etmeyiz!
felsefenin soysuz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>yaşasın konfederasyon!<br />
yaşasın kamçılar ve köleler!<br />
çünkü siyahları sevsem de,<br />
lincoln’ın bir yalancı olduğunu biliyorum.<br />
dengeler adına vuruldu kim vurulduysa<br />
çiftçiler,Marilyn Monroe,Bağdat<br />
dengeler adına bırakıldım kendimle baş başa<br />
burada şehremini’de<br />
ve bir hallaç pamuğuna dönüşmüş olarak.<br />
kimim ben<br />
nerden gelip nereye gidiyorum<br />
bunun ne önemi var<br />
mossad besliyor kafka’yı<br />
zen’i Amerika finanse ediyor<br />
çünkü hepimizi uyuşturup,<br />
ortadoğu’yu ateşe vermek istiyorlar.<br />
ikilem<br />
üçlem ve dörtlemler<br />
alternatif çöplüğüne döndü üçüncü dünyanın beyinleri<br />
‘hiç akletmezmisiniz’<br />
hayır etmeyiz!<br />
felsefenin soysuz çarkına teslim ederiz ayetleri<br />
öyle büyüttük öyle büyüttük ki felsefeyi<br />
eylemi de aldı içine<br />
eylemi de aldı bizden<br />
ve ateşler içre bağdat’ın orta yerinde,<br />
çırılçıplak kalakaldık işte<br />
dengeler adına silahsız<br />
dengeler adına şahsiyetsiz<br />
miskin,geveze,entelektüel..<br />
dengeler adına vuramadı kim vuramadıysa<br />
dengeler adına şair yaptılar bizi</p>
<p>Hakan Albayrak</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/25/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/25/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/25/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/25/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/25/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/25/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/25/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/25/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/25/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/25/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/25/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/25/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com&blog=3451829&post=25&subd=yolumuzuaydinlatanlar&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/24/bir-765%e2%80%99ligim-bile-yok-hakan-albayrak/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>SESSİZ GEMİ - Yahya Kemal Beyatlı</title>
		<link>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/24/sessiz-gemi-yahya-kemal-beyatli/</link>
		<comments>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/24/sessiz-gemi-yahya-kemal-beyatli/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Apr 2008 14:50:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yolumuzuaydinlatanlar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Şiirler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/?p=24</guid>
		<description><![CDATA[SESSİZ GEMİ
Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol:
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol;
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu !
Hicran hayatın ne de son matemidir bu&#8230;
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><div class="postbody">SESSİZ GEMİ</p>
<p>Artık demir almak günü gelmişse zamandan<br />
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.</p>
<p>Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol:<br />
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol;</p>
<p>Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli<br />
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,</p>
<p>Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu !<br />
Hicran hayatın ne de son matemidir bu&#8230;</p>
<p>Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;<br />
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.</p>
<p>Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden<br />
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden&#8230;</p>
<p>Yahya Kemal Beyatlı</p></div>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/24/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/24/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/24/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/24/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/24/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/24/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/24/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/24/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/24/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/24/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/24/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/24/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com&blog=3451829&post=24&subd=yolumuzuaydinlatanlar&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/24/sessiz-gemi-yahya-kemal-beyatli/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ayrılık Hissi Nasıl Girdi Sizin Beyninize? - Mehmet Akif ERSOY</title>
		<link>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/24/ayrilik-hissi-nasil-girdi-sizin-beyninize-mehmet-akif-ersoy/</link>
		<comments>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/24/ayrilik-hissi-nasil-girdi-sizin-beyninize-mehmet-akif-ersoy/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Apr 2008 14:46:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yolumuzuaydinlatanlar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Şiirler]]></category>

		<category><![CDATA[Ayrılık Hissi Nasıl Girdi Beyninize?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/?p=22</guid>
		<description><![CDATA[ Ayrılık Hissi Nasıl Girdi Sizin Beyninize?





Müslümanlık sizi gayet sıkı, gayet sağlam,
Bağlamak lazım iken, anlamadım, anlıyamam,
 
Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize?
Fikr-i kavmıyyeti şeytan mı sokan zihninize?
 
Birbirinden muteferrik bu kadar akvamı,
Aynı milliyetin altında tutan islam&#8217;ı,
 
Temelinden yıkacak zelzele, kavmiyettir.
Bunu bir lahza unutmak ebedi haybettir&#8230;
 
Arnavutlukla, Araplıkla bu millet yürümez..
Son siyasetse bu! Hiç böyle siyaset yürümez!
 
Sizi bir aile efradı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><h2> Ayrılık Hissi Nasıl Girdi Sizin Beyninize?</h2>
<div style="direction:ltr;">
<table style="direction:ltr;border-collapse:collapse;border:#a3a3a3 0 solid;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td style="vertical-align:top;width:3.965in;border-width:0;padding:4pt;">
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;">Müslümanlık sizi gayet sıkı, gayet sağlam,</span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;">Bağlamak lazım iken, anlamadım, anlıyamam,</span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;"> </span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;">Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize?</span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;">Fikr-i kavmıyyeti şeytan mı sokan zihninize?</span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;"> </span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;">Birbirinden muteferrik bu kadar akvamı,</span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;">Aynı milliyetin altında tutan islam&#8217;ı,</span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;"> </span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;">Temelinden yıkacak zelzele, kavmiyettir.</span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;">Bunu bir lahza unutmak ebedi haybettir&#8230;
 </span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;"></span><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;">Arnavutlukla, Araplıkla bu millet yürümez..</span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;">Son siyasetse bu! Hiç böyle siyaset yürümez!</span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;"> </span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;">Sizi bir aile efradı yaratmış Yaradan;</span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;">Kaldırın ayrılık esbabını artık aradan.</span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;"> </span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;">Siz bu davada iken yoksa, iyazen-billah,</span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;">Ecnebiler olacak sahibi mülkün nagah.</span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;"> </span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;">Diye dursun atalar: &#8216;Kal&#8217;a içinden alınır.&#8217;</span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;">Yok ki hiç bir kişiden&#8230; Millet-i merhume sağır!</span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;"> </span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;">Bir değil mahvedilen devlet-i islamiyye&#8230;</span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;">Girdiler aynı siyasetle bütün makbereye.</span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;"> </span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;">Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;</span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;">Toplu vurdukca yürekler, onu top sindiremez.</span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;"> </span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;">Bırakın eski hükümetleri meydandakiler</span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;">Yetişir, şöyle bakıp ibret alan varsa eğer.</span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;"> </span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;">işte Fas, işte Tunus, işte Cezayir, gitti!</span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;">işte Irak&#8217;ı da taksim ediyorlar şimdi.</span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;"> </span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;">30 Muharrem 1331</span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;">27 Kanunuevvel 1328</span></pre>
<pre style="text-align:center;margin:0 6pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:Verdana;">1913</span></pre>
</td>
</tr>
<tr>
<td style="vertical-align:top;width:3.965in;border-width:0;padding:4pt;">
<p style="font-weight:bold;font-size:14pt;color:black;font-family:Calibri;text-align:center;margin:0;">Mehmet Akif Ersoy</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p style="font-size:14pt;font-family:Calibri;margin:0;"> </p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/22/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/22/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/22/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/22/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/22/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/22/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/22/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/22/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/22/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/22/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/22/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/22/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com&blog=3451829&post=22&subd=yolumuzuaydinlatanlar&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/24/ayrilik-hissi-nasil-girdi-sizin-beyninize-mehmet-akif-ersoy/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Evrensel İnkılab - Seyyid Kutup</title>
		<link>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/12/evrensel-inkilab/</link>
		<comments>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/12/evrensel-inkilab/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Apr 2008 11:32:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yolumuzuaydinlatanlar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yolumuzu Aydınlatan Yazılar]]></category>

		<category><![CDATA[Evrensel Devrim İnkilap İhtilal Seyyid Kutup Yolumuzu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/?p=20</guid>
		<description><![CDATA[Evrensel İnkılab
İslam prensiplerine uymayan batıl sistemleri yıkıp yerine İslam düzenini getirmek İslam&#8217;da cihadın ana gayesidir! Yalnız bir bölgeye ve bir kitleye özgü olmayan, bu yüce ideal, bu evrensel İslam inkılabı ideali İslam&#8217;ın en yüce gayesi ve en büyük ideali ve bütün insanlığı içine alan evrensel bir inkılabtır. Kuşkusuz ki Müslümanların gayesi her şeyden önce yaşadıkları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Evrensel İnkılab<br />
İslam prensiplerine uymayan batıl sistemleri yıkıp yerine İslam düzenini getirmek İslam&#8217;da cihadın ana gayesidir! Yalnız bir bölgeye ve bir kitleye özgü olmayan, bu yüce ideal, bu evrensel İslam inkılabı ideali İslam&#8217;ın en yüce gayesi ve en büyük ideali ve bütün insanlığı içine alan evrensel bir inkılabtır. Kuşkusuz ki Müslümanların gayesi her şeyden önce yaşadıkları topraklarda İslam inkılabını gerçekleştirip, bu topraklardaki batıl sistemleri yıkmaktır. Ancak Müslümanların hedefi bununla bitmez asıl gaye ve en büyük hedef bütün bir yeryüzünü kuşatan evrensel inkılabı gerçekleştirmektir; Bu ırkçılığa asla sapmayan, bütün insanlığın kurtuluşunu ve mutluluğunu sağlayan bir inkılabtır. Bu inkılabı bir millete ya da bir bölgeye özgü görmek mümkün değildir. Müslüman yükümlülüğünden dolayı bu evrensel inkılabı her an göz önünde bulundurmak, bir an dahi unutmamak zorunluluğundadır, Hak davası coğrafi bir sınır tanımaz. Hakikatin yurdu yoktur. Hakikat, coğrafyacıların kabul ettiği sınırlamalara kanmaz.<span id="more-20"></span><br />
Bazen öyle bir durum söz konusu oluyor ki falan hakikati söylüyor ya da filanın görüşü doğru diyorsunuz ancak bir süre sonra o beşeri görüşlerin yanlışlığını kabul etmek zorunda kalıyorsunuz. Ancak hakikat her zaman ve her yerde hakikattir. Dağların yüceliği denizlerin genişliği, mesafelerin uzaklığı onu değiştirmez. Yararı genel, bölgesi geniştir hakikatin. Bir bölgeye veya bir topluluğa özgü olamaz. Nerede insanlık ezilirse, hakikatin oraya ulaşması, zayıfın gasbedilen haklarını alması gerekir; putçu zalimlerin kurdukları zalim sistemleri devirmesi gerekir.</p>
<p>Yüce Allah buyuruyor: &#8220;Size ne oluyor da Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, katından bize bir sahip çıkan gönder, katından bize bir yardımcı lütfet diyen zavallı çocuklar, erkekler ve kadınlar uğrunda ve Allah yolunda savaşmıyorsunuz?&#8221; (Nisa Suresi, 75)<br />
Beşeri istekler, ilişkiler, vatani ve milli ayrılıkların etkisiyle oluşmuş olan ayrılıklar bireyler arasında kapsamlı bir yakınlaşmaya engel olur. Bununla birlikte aynı yerde yaşayanlardan bir kısmının kendi düzen ve kurallarına boyun eğmek istememesi, doğal olarak bu düzenin eksiksiz bir şekilde uygulanmasına engel teşkil eder. Bundan dolayıdır ki Hizbullah kendisini korumak, büyük bir yenilik ve düzenlemeyi gerçekleştirmek için bu ilahi düzeni bir bölgede ya da bir kıtada uygulamakla kalmayıp bütün dünyaya yaymak zorunluluğundadır. Bununla beraber bu evrensel inkılabı gerçekleştirebilmek için bütün gücüyle çalışmak, görevindedir. Hizbullahın hangi koşullar altında bulunursa bulunsun bir an dahi davasından yüz çevirmesi söz konusu olmamalıdır. Bunu da gerçekleştirebilmek için bir taraftan İslam ülküsünü yayması; görüşlerini anlatması, bütün bir yeryüzünde yaşayan her cinsten ve her sınıftan insanlara, iki dünyanın mutluluğunu sağlayacak düzenin sadece ve sadece İslam olduğunu göstermesiyle mümkün olacaktır. Bununla da kalmayıp bütün bir gayretiyle didinmesi; hak ve adalet düzenine karşıt putçuların kurduğu sistemleri elinden geldiğince ya da gerekli ortamı bulduğunda yıkıp yerine İslam&#8217;ın eskimez, solmaz, ölmez düzenini getirmesi gerekir.<br />
İşte İslam&#8217;ın yolu&#8230; İşte Resulullah&#8217;ın metodu&#8230; Ve işte ondan sonra gelen halifelerin yolu&#8230;<br />
Peygamber önce, İslam&#8217;ın ufuklarında doğduğu Arap yarımadasından harekete başladı, orayı İslam&#8217;ın hakimiyeti altına aldı. Sonra kenar beyliklerini İslam devletine kattı. Daha sonraları ise, yeryüzünde hüküm süren o günkü kralların tümünü de hak dine davet etti; tek Allah&#8217;a kulluk etmeye çağırdı. İşte bu çağrıya uyanlar, İslam sınırlarının sitesi sınırlarına alınıp bu sitenin bireyleri arasına katıldılar. Bu ilahi davete kulak asmayıp iman etmeyenler ise öldürülmeye başlandı.<br />
Allah&#8217;ın yüce Resulü Rabbine kavuşunca yerine geçen halife Hz. Ebu Bekir döneminde, o günkü dünyanın en büyük krallıkları olan köhne Bizans ve kof İran üstüne akınlar başlatıldı. Sözü edilen bu iki devlet o dönemde yeryüzünün en güçlü devletleri idi. İşte bu devletlere karşı Sıddık-ı Azam&#8217;ın açtığı bu çığır, daha sonraları Ömer Faruk döneminde daha da hızlanarak devam etti. İlk büyük İslam devletini kurma şerefi böylece Hz. Ömer&#8217;e nasip oldu. Çünkü Hz. Ömer döneminde İslam davetinin gölgesi dünyanın iki büyük kıtasına kadar uzanmıştı.<br />
Bizans, Mısır, Pers ülkelerindeki halk ilk önce, Arapların ara arda kazandıkları bu büyük fetihleri eski zamanlarda sömürmek ve köleleştirmek için yapılan sıradan işgaller ve saldırılardan kabul etmişlerdir. Onlar, sözü edilen bu fetihleri yapan Arap milletini önceleri gelip geçen, yağmacılık yapan, yeryüzünü kana bulayan zayıf milletleri inim inim inleten barbarlar güruhuna benzetiyorlardı. Bundan dolayıdır ki, önce Bizans ve İran krallarına sığınarak Müslümanlarla savaş yapmayı göze alanlar vardı. Ancak Müslümanların tavırlarını görüp neden savaştıklarını, evrensel İslam inkılabının özelliklerini, böylece de; Arapların ırk kavgası gütmediklerini, milli çıkar ve kinleri için kılıçlarını kuşanmayacaklarını, ülkelerini bırakıp adalet ve insaf ölçülerine dayalı İslam düzenini hakim kılmak için savaşa çıktıklarını, zayıf milletlerin gelir kaynaklarını sömüren zalimlerin kurduğu insafsız sistemleri devirmek istediklerini, uluhiyet iddiasında bulunacak kadar gururlanan Kisra&#8217;ların, Kayserlerin zulüm ve baskılarını yıkmak için kılıç kuşandıklarını, evet bütün bunlar öğrenilince, fatihlerin yüce ideallerini, samimi gayelerini anlayınca hemen İslam&#8217;a yönelmişler; İran ve Bizans&#8217;a karşı saldırıya geçmişlerdir.<br />
Artık bundan sonra Bizanslıların ya da İranlıların yanında savaşmak zorunda kaldıklarında -durum bunu gerektirdiğinden- istemeye istemeye &#8216;onların yanında bulunmuşlar; içten içe ise onlara karşı cephe almaya başlamışlardı. Bundan dolayıdır ki, ilk Müslümanlar her yerde büyük zaferler kazanmışlar ve tarihin sayfalarını büyük zaferlerle süslemişlerdi.<br />
Yabancılar, İslam ülkesinde İslam&#8217;ın ölçüsüne uygun adaletli bir düzenin kurulduğu, İslam devletinin ülkeye refah ve huzur getirdiğini gördüklerinde İslam&#8217;ın davetine uyuyor, topluca, fertçe bu evrensel düzene katılıyor; onun evreni kapsayan sancağı altına sığınıyorlardı. Öyle ki; gün geliyor onlar bu evrensel inkılab sancağını taşımaya başlıyorlardı. Dolayısıyla da ülkelerden ülkelere, kıtalardan kıtalara at koşturup insanlığa bitimsiz bir mutluluğun kaynağı olan bu ilahi düzeni sunuyorlardı.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/20/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/20/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/20/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/20/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/20/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/20/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/20/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/20/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/20/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/20/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/20/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/20/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com&blog=3451829&post=20&subd=yolumuzuaydinlatanlar&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/12/evrensel-inkilab/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Batının Ahlâkî Temelleri - Mevdudi</title>
		<link>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/12/batinin-ahlaki-temelleri/</link>
		<comments>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/12/batinin-ahlaki-temelleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Apr 2008 11:22:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yolumuzuaydinlatanlar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yolumuzu Aydınlatan Yazılar]]></category>

		<category><![CDATA[Batı Ahlak Mevdudi Yolumuzu Aydınlatıyor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/?p=18</guid>
		<description><![CDATA[Batının Ahlâkî Temelleri
Allah (c.c.)&#8217;ı ve ölümden sonraki hayatı açıkça inkârdan sonra ahlâk, materyalist değerlerden yola çıkarak kendi standartlarını çizmek zorundaydı. Kendisine bulabileceği tek kaynak da o güne kadar yaşanmış tecrübelerdi. Bu şartlarda, her ne kadar durum çok gerektirse de, din tarafından önceden ko­nulmuş değerlerin, yeni temeller üzerine yeniden in­şası mümkün değildir.
İnsan hayatında, kutsal Elçi­lerin öğrettiği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Batının Ahlâkî Temelleri<br />
Allah (c.c.)&#8217;ı ve ölümden sonraki hayatı açıkça inkârdan sonra ahlâk, materyalist değerlerden yola çıkarak kendi standartlarını çizmek zorundaydı. Kendisine bulabileceği tek kaynak da o güne kadar yaşanmış tecrübelerdi. Bu şartlarda, her ne kadar durum çok gerektirse de, din tarafından önceden ko­nulmuş değerlerin, yeni temeller üzerine yeniden in­şası mümkün değildir.</p>
<p>İnsan hayatında, kutsal Elçi­lerin öğrettiği inanca dayanan ahlâkî ilkelerin muha­fazası imkanı da yoktur. Gerçekte dinsizlik ve Ölüm­den sonraki hayatın inkârı ortamında beliren ve Batı hayat tarzının bir parçası haline gelen materyalist Epiküryenizm (zevke,sefaya düşkünlük)esintileriyle birlikte, Utiliteryenizm (Çıkarcılık) idi. <span id="more-18"></span></p>
<p>Bütün batı kültürü ve hayat biçiminin temelleri bu karışımda yatıyordu. Utiliteryenizm ve Epiküryenizmin, kitaplardaki ilmî izahı ne olursa olsun Batı Uygarlığı ve Batı insanının onlardan çıkardığı sonucu: &#8220;Kendim&#8221; daha geniş bir anlamda kavramlaştırılırsa &#8220;Ulusu­mun istifade edebileceği şey&#8221; değerlidir; kuralı oldu. Ve bu istifade, dünyalık kazanç )biraz rahatlık biraz eğlence veya bir miktar maddi çıkar) olarak düşünül­dü. Bu uğurda &#8220;beni&#8221; ya da &#8220;ulusumu&#8221; faydalandıran şey yararlıdır. Bütün çabalar ona sahip olmak için sarf edilmelidir. Böyle olmayan, bana veya ulusuma, elle tutulur ve ölçülebilir bir şekilde fayda sağlama­yan şey, her ne olursa olsun dikkate değmez. Ve bu­nun tersi olarak dünyalık çıkar açısından fedakârlık etmeye sebep olan ve dünyalık zevklerden birini kay­bettiren herşey kötü ve habistir. Ondan kaçınmak zorunludur.</p>
<p><strong>Ekonomik Sistem:</strong></p>
<p>İngilizler ekonomik sistemlerini, ekonomik felse­fe ve kavramlarıyla beraber bize empoze ettiler. Bu­nu o şekilde empoze ettiler ki, ekonomik sistemleri­nin ilkelerini, kabul etmek, yaşamak ve varolmak için yegane tılsım &#8220;açıl susam açıl&#8221; oldu. Bu, önce bi­ze haram yedirdi. Sonra yavaş yavaş zihinlerimizden haram-helal ayrımım sildi ve son olarak bu işlem öy­le bir noktaya ulaştı ki; büyük çoğunluğumuz, batı tarafından kurulan ekonomik sistemin, meşru ilan ettiği pek çok geçim yolunu yasaklayan İslâm Öğreti­lerine olan inancımızı kolayca kaybettik.</p>
<p><strong>Hukuk:</strong></p>
<p>Batılılar, bize kanunlarını da empoze ettiler. O kanunlar vasıtasıyla sadece sosyal ve kültürel siste­mimizin çizgilerim pratik olarak değiştirmekle kal­madılar; sosyal kavramlarımızı ve doğru fikirlerimizi de oldukça değiştirdiler. Biraz hukuk bilgisine sahip olan biri, hukukun, ahlâk ve toplumla son derece de­rin ilişkisini bilir. Her ne zaman bir beşer, bir kanun hazırlasa; o kanunun özünde, o kişinin insan hayatı­na vermek istediği biçime göre belirli bir ahlâk, top­lum ve kültürel özeti vardır.</p>
<p>Benzer olarak, o kişi bir kanunu ilga ettiğinde, o sanki iptal ettiği kanunun dayandığı ahlâki ve sosyal felsefeyi geçersiz kılar. Onların oluşturduğu hayat biçimini değiştirir. Böyle­ce Şeriat kanunlarını ilga edip yerine kendi kanunla­rını yürürlüğe koyduklarında, sadece bir kanun diğe­riyle yer değiştirmiş olmadı. O, yerleşik ahlâk ve kül­tür sistemine bir çarpı işareti çizildiği anlamına gel­diği gibi, başka bir ahlâk ve sosyal sistemin temelle­rinin atıldığı anlamına da gelmiştir.</p>
<p>Bu değişikliği yerleştirmek için, hukuk okullarında, önceki kanu­nun geri ve ilkel olduğu, bir modern çağ toplumuna hiçbir şekilde uymadığı ve kanun koyan bu yeni sistemin ilkeleri ve ideolojisi de dahil, daha doğru ve ilerlemeye açık olduğu fikrini öğrencilerinin zihnine empoze etmeyi sürdürdüler. Sadece bununla kalma­dılar: Kanun koyma selahiyetine, sadece Allah&#8217;ın (c.c.) sahip olduğuna dair temel inancımızı da sarstı­lar. Hatta bu konunun Allah ile hiçbir alâkasının bu­lunmadığı fikrini vurgulayarak, istediği her şeyi ya­saklamak ve kısıtlamak, kanun koyucu millet mecli­sinin işidir, dediler.</p>
<p>Bu kanunlar hakkında bir fikir vermek için, gayrimeşru ilişki ve zinayı, kumar ve içkiyi ve pekçok kötü iş ve ticaret şeklini meşrulaştırdıklarını belirt­mek yeterlidir. Onların desteğiyle ve koruması altın­da sayısız günah ve ahlâksızlık alışkanlık haline gel­di. İnsanların benimsemeyişlerinden dolayı o bozul­ma çağında bile varlıklarını sürdürebilmiş olan pek çok iyi meziyetler, yok edildi. Fakat şartlar dini has­sasiyetimizi, o noktaya kadar yoketti ki, dürüst ve sa­mimi olanlar bile, bir müslümanın bu yürürlükteki sistem altında bir avukat ya da hakim olarak meslek yapmasında bir hata göremez oldular. Aslında işler öyle bir darboğaza girdi ki, &#8220;El Hükmü Lillah (Hü­küm yalnız Allah&#8217;a (c.c.) aittir&#8221; prensibini yeniden canlandırmaya çalışan muhalifler, hariciler (aşırı tu­tucular) sayıldılar.</p>
<p><strong>Sosyal ve Kültürel Etki:</strong></p>
<p>Onlar bize, bozuk ahlâklarını ve hayat biçimleri­ni de empoze ettiler. O şekilde empoze ettiler ki, sadece ahlaken kendilerine yakın olanlar ile onların kültürlerinin renginde gözükenler onlara yaklaşabil­di, veya onlar tarafından dikkate alındı. Sözü dinle­nir olmak ve refah içinde yaşamanın garantisi buy­du&#8230; Orta sınıfın özendiği zenginlerimizin, gittikçe onların rengine boyanması, benimsemesinin ve ta­nınmış kişilerin hayat şeklinin kitlelere sirayetinin yaygınlaşmasının sebebi bu idi. Sonuç olarak, yüz yıldan, fazla bir süredir, karma eğitimin yaygınlaş­masına, asil aile kadınlarının şarap ve dansa müptela olmalarına, dürüst insanların kızlarının artist ol­malarına (ki bunlar, bir zamanlar fahişelerin bile aşırı bulacağı türden hayasızlıklar şergilemişlerdir) binlerce insanın kızlarının ve kız kardeşlerinin gös­terilerini izleyip alkışlamasına müsamaha eder bir duruma, farkında olmadan yavaş yavaş kaydık. Şim­di Batıdan fazla uzak bir noktada değiliz, Buradaki halk da aynı şekilde, evli olmayan bir anne ile gayrı meşru bir çocukta ne gibi bir acaiplik olabileceği so­rusunu soracaktır. Neden onlar da evli bir kadın ve meşru çocuğu gibi aynı muameleyi görmesin? Batı bu durumuna bir gün içinde erişmedi. Bizim geçirmekte olduğumuz süreci yaşayarak geldi.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/18/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/18/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/18/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/18/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/18/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/18/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/18/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/18/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/18/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/18/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/18/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/18/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com&blog=3451829&post=18&subd=yolumuzuaydinlatanlar&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/12/batinin-ahlaki-temelleri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Seyyid Kutup Yolumuzu Aydınlatıyor</title>
		<link>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/12/seyyid-kutup-yolumuzu-aydinlatiyor/</link>
		<comments>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/12/seyyid-kutup-yolumuzu-aydinlatiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Apr 2008 11:10:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yolumuzuaydinlatanlar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yolumuzu Aydınlatan Yazılar]]></category>

		<category><![CDATA[Seyyid Kutup Yolumuzu Aydınlatıyor Siyasete Bakışı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/?p=17</guid>
		<description><![CDATA[DAVA ÖNDERİNİN TEVHİD FİKRİ
Bir bütün olarak okunduğunda görülecektir ki, Seyyid Kutup, eserlerinde bir tek noktaya ağırlık vermiştir. Bu nokta Kelime-i Tevhid’in gerçek anlamına yönelmektedir.
Seyyid Kutup, Kelim-i Tevhid’in özünü çoğu kimsenin bilmediğini düşünüyordu. Bunun için de, imanın gerçek vasıfları Kitap ve sünnet’e göre açıklansın istiyordu. O, insanların genelinin bu vasıfların şuuruna eremediklerini hissediyordu.
Seyyid Kutup insanlara gafil [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>DAVA ÖNDERİNİN TEVHİD FİKRİ</strong><br />
Bir bütün olarak okunduğunda görülecektir ki, Seyyid Kutup, eserlerinde bir tek noktaya ağırlık vermiştir. Bu nokta Kelime-i Tevhid’in gerçek anlamına yönelmektedir.<br />
Seyyid Kutup, Kelim-i Tevhid’in özünü çoğu kimsenin bilmediğini düşünüyordu. Bunun için de, imanın gerçek vasıfları Kitap ve sünnet’e göre açıklansın istiyordu. O, insanların genelinin bu vasıfların şuuruna eremediklerini hissediyordu.<br />
Seyyid Kutup insanlara gafil oldukları hususlarda emretmek değil, onlara açıklamak, onları yönlendirmek fikrini savunuyor, Allah’ın yolunda olmayanlar için ‘kesin olarak İslam’a dönmeleri gerekir ki kurtuluşa ulaşabilsinler’ diye düşünüyordu.<br />
Burada şu iki noktayı göz önünde tutmak gerekir.</p>
<p>Bundan dolayı Kutup &#8220;Biz davetçiyiz, yargılayıcı değiliz, bizim görevimiz insanlara hüküm çıkarmak değil, onları Tevhid’in şuuruna erdirebilmektir.Bu şuura ermek Allah’ın şeriatı üzerinde yürümekle mümkündür&#8221; diyordu.<br />
Burada iki noktayı gözden uzak tutmamak gerekir.<span id="more-17"></span></p>
<p>Birincisi Seyyid Kutup’ un yazdıkları Kitap ve Sünnet’e aykırılık taşımaz, çünkü Tevhid’in şuuruna duymaktadır.</p>
<p>İkincisi yazdıkları Hasan el Benna’nın fikirleriyle çelişmez. Çünkü el-Benna Müslüman Kardeşler’in imamıdır, kurucusudur.</p>
<p>Ve Seyyid Kutup’un bir Müslüman olarak tavrı Hasan el-Benna’nın şu sözüne uyar:<br />
&#8220;İmanlı insan, Kelime-i Şahadet getirip onun ruhuna uygun hareket eden insandır.&#8221;</p>
<p><strong>SİYASETE BAKIŞ</strong><br />
Seyyid Kutup, her bir sosyal sistemin kendi içinde bir felsefesi olduğuna inanır. Siyasi sistem ve üzerinde biçimlendiği esaslar, ekonomik sistem ve üzerinde geliştiği fikirler, ahlaki sistem ve dayandığı ölçüler kendilerine uygun amaçları uygulamanın doğal bir sonucu olarak problemlere uğraşma çareleri ortaya koydukları gibi, kendi içlerinde de bir bütünlük gösterirler. Ancak böyle bir sistem insanı tanıyabilir. Bundan dolayı Seyyid Kutup’un siyasi görüşlerini açıklamak O’nu daha iyi tanıyıp anlamak bakımından gereklidir.<br />
Seyyid Kutup, günümüz ideoloji ve sistemlerini, inanç temelinden kaynaklanan özel bir bakış açısı içinde yorumlar.</p>
<p><strong>ÇAĞIN MİLLİYETÇİ DÜŞÜNCELERİNE BAKIŞI</strong><br />
Seyyid Kutup’a göre, milli ve ırki görüşler geçen iki yüzyılın ihtiyaçlarından ve insani ruhun zayıflamasını önlemek için ortaya çıkmıştır. Bugün ise geçmişin kalıntılarından biri olmuştur. Çünkü bugün milliyetçiliğin yerini sosyal bir adalet düşüncesi almıştır. Beşeri bölünmede dünya, milliyetçi çizgiyle üç yapıya ayrılır:<br />
Batı, doğu ve bloksuzlar.(1)<br />
Batı ve doğu, emperyalizmi sürdürürken, bağlantısızlar bir acizlik içindedir. Çünkü onların açık bir düşünceleri yoktur. Ayrıca sabit bir düşünce temeline de dayanmazlar. Emperyalist devletlerin körüklemeleri sonucunda bu grubu temsil eden Afrika ve Asyalılar kitlesi diye adlandırabileceğimiz bağlantısızlar parçalanmış bir topluluktur. Aralarında ortak bir hedef yoktur. Tersine aralarında köklü ihtilaflar vardır. Örnek olarak, Pakistan ve Hindistan arasında Keşmir meselesi yıllardan beri sürmektedir. Durum böyle olunca emperyalizmin kışkırtmalarını gidermeksizin, bu devletler grubunun da bir güç olarak varlığını dünyaya hissettirmeleri mümkün değildir.</p>
<p><strong>KAPİTALİZM ve KOMÜNİZME BAKIŞI</strong><br />
Seyyid Kutup’a göre kapitalist sistem,yada çok kullanılan adıyla demokratik sistem, Avrupa insanının feodal yapıdan kurtuluşuna zemin hazırlamıştır. Bu düzen, kişisel çalışma hürriyetiyle üreticiliğin zirvesine ulaşma fırsatı vermiştir. Ancak, feodal sistemin yıkılışı için verilen hürriyetin kötüye kullanılır olması, bütün ekonomik felaket ve bunalımların kaynağı olan faiz ve karaborsanın ve bunun sonucu olarak da ekonomik emperyalizmin doğuşunu getirmiştir. Bu da bir başka sömürüdür.<br />
Kapitalizm bütünüyle maddeye dayalı bir düzen olup, insanın fıtratına zıttır. Her şeyi menfaatlere bağlamasıyla ahlakı yok eder. Hakim ve zengin sınıfa her durumda arka çıkar. Böylece toplumda dengesizlikler ve uçurumlar meydana gelir.<br />
Komünizme gelince, o da beşeri bir sistem olarak kapitalizmin düştüğü hatalara düşmüştür. Esasen komünizm yemekten, içmekten daha ilerisini düşünmeyen bir cüce ideolojisidir. O da maddeye dayalı sistemiyle insanlığa terstir.<br />
Bu sistem, burjuva tabakasının ortadan kaldırılmasıyla insanların dıştan bir baskı ve etki olmadan toplumun menfaatlerini kendi menfaatlerinden daha üstün tuttuğunu ileri sürer. Oysa bu ileri sürdüğü durum, komünizmin insan tabiatından habersiz olduğunu açıkça gösterir. Ayrıca her şeyin özellikle kendi zıddını içerdiği mantığından yola çıkarsak, bu sistemin kurulmasının ana temeli olan sınıf çatışmalarının komünizm gelince sona ereceği büyük bir yalandır. Çünkü yukarıdaki zıtlıklar ilkesi gereğince çatışma sürecek ve sonuç komünizmin yıkılması olacaktır.</p>
<p>Gerçekten de dünyada komünist sistemlerin birer birer çöktüğünü görmekteyiz ki Seyyid Kutup yıllar önce burada belirttiğimiz konu ile ilgili düşüncelerinde ne kadar isabetli düşündüğünü bize bir kez daha göstermektedir.</p>
<p><strong>ÇAĞDAŞ TOPLUMLAR ve SEYYİD KUTUP’UN YORUMU</strong><br />
Şehid Seyyid Kutup, toplumları başlıca ikiye ayırır:<br />
1- İslamî Toplumlar, yani medeni toplumlar.<br />
2- Cahiliyye toplumları, yani gerici toplumlar.<br />
İslami toplumlar, Allah’ın şeriatini kabul eden toplumlardır. Bunlar Allah’ın mutlak birliğini, inanç ve yol olarak gerek sözle ve gerekse fiil olarak ibadetin yalnız Allah’a yapılmasını esas alan toplumlardır. Hakimiyyetin kayıtsız şartsız Allah’a ait olduğunu kabul eden toplumlardır. Her ferde irade özgürlüğü, batıl köleliklerden kurtulma hak ve hürriyetini verir. Dini esaslardan olan ibadetlere alışkanlık kazanmış olmakla yetinmez, şeriatini bütün şubeleriyle uygular. Bu toplum kendi istekleri, arzuları doğrultusunda bir sistem meydana getirmez. Yalnızca Allah’ın iradesine ve Rasulü’nün tebligatına uyar.<br />
Cahiliyye toplumları ise, İslam’ı din olarak kabul etmeyen, ilkelerine kulak asmayan, İslam şeriatine ve ahlakına göre davranmayan toplumlardır.</p>
<p>Cahiliyyenin anlamı, Allah’ın şeriatinin, ekonomik, sosyal ve ahlaki, yani her sahada tatbik edilmeme durumudur. Cahiliyye yalnızca putlara tapma ve bunun gereği olarak uydurma ilahların karşısında eğilme değildir. İlahları temsil eden putlar, başkalarına kendilerine boyun eğeme mecburiyeti koyan despotlar ve tağutlar gibi yeni yeni ilahların işareti olabilirler. Cahiliyye daima insanlığın karşısında duran ve tarih boyunca ondan ayrılmayan devamlı bir tehlikedir. Biz bugün, İslam’ın ortaya çıkışındaki dönemin cahiliyetinden daha kötü bir cahiliyye yaşıyoruz. İnançlar, taklitler, kanunlar, kültür-sanat ve etrafımızdaki her şey bunu gösteriyor.<br />
Bütün toplumlar, ister komünist, ister kapitalist, ister putperest, ister hristiyan, ister yahudi olsun, hepsi cahiliyye veya diğer bir söylemle gerici toplumların bir parçasını oluşturuyor. Çünkü insanın ruhsal özelliklerine göre değişen şekillerde önceliği maddeye vermekle bunu yapıyorlar. Yani insanlık ikiye ayrılmış:<br />
1- Emredenler, hükmedenler,, efendiler, hakimler&#8230;<br />
2- Her türlü şeref ve hürriyetten mahrum, yalnızca emredenleri yapan mahkumlar, çağdaş köleler&#8230;<br />
İnsanlık bu cahiliyyeden ancak gerçek anlamda İslam’a dönmekle ve Allah’ın ipine sımsıkı sarılmakla kurtulabilir.</p>
<p>Kaynakça:<br />
- Çağın Önderleri, İlke Yayınları<br />
- İslami Hareket Metodu ve Seyyid Kutup, Risale Yayınları</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/17/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/17/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/17/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/17/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/17/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/17/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/17/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/17/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/17/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/17/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/17/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/17/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com&blog=3451829&post=17&subd=yolumuzuaydinlatanlar&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/12/seyyid-kutup-yolumuzu-aydinlatiyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bugünkü İnsanın Burjuvazi Cennetinde İsyanı - Ali Şeriati</title>
		<link>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/12/bugunku-insanin-burjuvazi-cennetinde-isyani/</link>
		<comments>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/12/bugunku-insanin-burjuvazi-cennetinde-isyani/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Apr 2008 10:40:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yolumuzuaydinlatanlar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yolumuzu Aydınlatan Yazılar]]></category>

		<category><![CDATA[Ali Şeriati bugünkü insanın burjuvazi cennetinde is]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/?p=13</guid>
		<description><![CDATA[Tarihin bütün nesillerinden daha çok eziyet çek­memize rağmen, sevinerek söyleyeyim ki biz çok me­sut bir nesiliz. İnsanın dert ve yenilgi dönemlerini gördüğümüz için mesut bir nesiliz.
 
Acaba gerçek dert ve yenilgi, yalancı ümit ve se­vinçten daha iyi değil midir? Şuurdan doğan dert, akılsızlıktan doğan dertsizlikten daha iyi değil midir?
 
Ben yirminci asrın ikinci yarısında olduğum için çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Tarihin bütün nesillerinden daha çok eziyet çek­memize rağmen, sevinerek söyleyeyim ki biz çok me­sut bir nesiliz. İnsanın dert ve yenilgi dönemlerini gördüğümüz için mesut bir nesiliz.<br />
 <br />
Acaba gerçek dert ve yenilgi, yalancı ümit ve se­vinçten daha iyi değil midir? Şuurdan doğan dert, akılsızlıktan doğan dertsizlikten daha iyi değil midir?<br />
 <br />
Ben yirminci asrın ikinci yarısında olduğum için çok seviniyorum, eğer on dokuzuncu asırda olsaydım burjuvazinin yirminci ve yirmi birinci asırda yeryü­zünde yapmak istediği cennet için ahmakça slogan atardım. Şimdi burjuvazi cennetinin yapılmış olduğu bir zamanda, gözlerimle üç asırdır ilmin, Samiri’nin paradan buzağısı olduğunu görüyorum. Altından ya­pılmış ve aldatıcı bir şekilde, ama ruhsuz, ruhaniyetsiz, maneviyatsız, yalancı, sahte banka parası ortaya çıktı ve ahmakları kendine secde ettiriyor.<span id="more-13"></span><br />
 <br />
Şu anda kurulmuş olan, burjuvazi cenneti ne de­mektir? Bütün insanlar için değildir! Bu burjuvazi cenneti, bu tüketim hayatı, kapıdan ve duvardan Av­rupa’nın yüzüne yağan bu nimet bolluğu, havadan gelmemiştir. Bir buçuk, iki milyar insanın açlık bedeli ile meydana getirilmiştir. Ama her halükârda kendisi için, yani Avrupa burjuvazisi için, üç asır Önce ya­pılmıştır. Orada her şeyi bulmak mümkündür. Tan­zanya elmasını, Mısır kenevirini, Kamerun kahvesini, Küba şeker kamışını, Cezayir şarabını, Hind çayını, Vietnam kauçuğunu, Ortadoğu petrolünü bulmak mümkündür. O halde bütün dünya, onların yeme, iç­me, yatma ve yiyecek çiftliğidir. Onların sömürüsüne uğramış bütün milletler, Avrupa’nın bu kirli cenne­tinin karneli ve ücretli işçileri değil midir?<br />
 <br />
Bütün bunlara rağmen bu cennette, Avrupalı in­sanın nasıl yaşadığını görmek gerekir. Şaşılacak şey şudur ki, bu insan, sonunda üç asırdır söylediği slo­ganlara ulaştı. Yani faydalanma ve tüketim zirveye ulaştı. Şimdi onun iktisadi mal kalemlerinin %10&#8242;u temel ve gerçek masraflarıdır. %9O&#8217;ı ise eğlenme mas­raflarıdır.<br />
 <br />
Bu faydalanmadan çok, başka neyi istiyor?<br />
 <br />
İkinci olarak da ilim, ideal ve iddiasına ulaşmış­tır. Yeryüzünde maddi hayatı ve tabii kuvvetleri uyuş­turmak için bir teknik meydana getirmiştir. Tüketim asaletine dayanan bu hayatı kurmayı başarmıştır. Ama tahmin edemediği şey, yirminci asırdaki haya­tın ve bugünkü insanın en büyük hakikati, bu insa­nın böylesi bir burjuvazi cennetinde isyan etmesidir.<br />
 <br />
Kur’an’ın deyimiyle, tıpkı Âdem’in ilk cennet bahçesinde «isyan etmesi» gibi. Her şeye sahipti, gön­lü neyi isterse onu yiyordu, buna rağmen isyan etti. O, yasak ağacın meyvesinden yedi. Tüketim hayatı­na bağlı olan bugünkü batı insanı ve ilerlemiş bur­juvazi hayatı dünya emperyalizmi aşamasındadır. Dünyaya, uzaya, göklere egemendir; dünyanın beşerî bütün sofralarına ve nimetlerine el uzatmış, yiyor. Ama isyan etmiştir. Müreffeh hayatta, yararlanmada ve refahta isyan etmiştir. Bugünkü insanı isyana teş­vik eden yasak meyve nedir? İnsanî şuurdur, uyanış­tır. Ansızın ilmin de var olduğunu hissetti. İlim ise üç asırdır ona yalan söylüyor. Kapitalizmin uşağıdır, in­sanın zabitliğini hidayete yönelten kılavuz değil. Ona «sen insansın» demiyorlar, bu ne demektir?<br />
 <br />
Bugünkü insanın bu kudret ve tüketim slogana artık yeterli değildir. Zira her ikisine de ulaşmıştır, başka bir şey istemiyor.<br />
 <br />
Bu slogan ve isyan, özellikle dünyadaki bütün ge­çici maddi eziyetlerin ve açlıkların giderildiği bir za­manı başlatmıştır. O zaman, üç asırdır ilmin gizledi­ği, halkı vazgeçirdiği, burjuvazinin ticari görüş ve kültürünün yaydığının dışında, dünyayı anlayacağı bir dünya görüşüne ihtiyaç duyuyor. Hayatın anlamı nedir? Ne için olması gerekir? Bu kadar kudretle ve bu kadar refahla geçirdiği şimdiki hayatın yönü ne­dir? Bu hayatta, ne tarafa gidiyoruz? Bu burjuvalaş­mış ve para düşüncesinde olan ilmin reddettiği, fa­kat daha iyi ihtiyaçlar olan iman, ideal, değer, ahlâk, ruh, aşk, tapma, akide ve faziletin yerine hangi şeyi koymak gerekir? Tekrar tüketimi mi? İnsan, isyan ediyor!<br />
 <br />
Ne ilim cevap veriyor, ne teknik, hatta ne de be­şeri ilimler. Bütün bunlar el ele vermiş sadece bir sı­nıf için, yani burjuvazi sınıfı için yeni tüketimler ya­ratıyorlar. Bunlar, on altıncı ve on yedinci asırlardaki bütün o iddia, heyecan, dinamiklik, ümit ve geleceğe güçlü bir iman taşımanın aksine, tüketim hayatıyla ilgili fonksiyonlarının sonuna ulaşmışlardır. Bugün yaşlılığın ve yenilginin sonunda, yok olmayla yüz yüzedir. Hile ve büyük cinayetlere giriştiklerini gö­rüyoruz.<br />
 <br />
Dün irtica, diktatörlük ve çürümüş aristokrasiler­le mücadele eden, büyük Fransız devrimini yapan bur­juvazinin, şimdi cellat ve katil olduğunu görüyoruz. Şimdi o, faşizmi doğuruyor, milletleri yiyor, savaş, sö­mürü ve katliam yaparak ancak ayakta kalabiliyor.<br />
 <br />
On beşinci ve on altıncı asırlarda ortaçağı yok etmenin, ilmi mahkum etmenin, kilisenin büyük kudre­tini yenmenin sarhoşluğunu yaşayan, artarda ilerle­yen, icatlar yapan ilmin; bugün, aksine bir çıkmaza girdiğini görüyoruz. Bereşt şöyle diyor:<br />
 <br />
«Bugünkü insan ilimden bıkmıştır. Zira faşizmi meydana getiren ilim idi» ve bunu insanlığa zoraki yükledi. Dünyada ilk defa insanlığın üçte ikisinin aç olması düzeyinde açlığı ilim meydana getirdi.<br />
 <br />
Sınıfsal sömürü ve artık değerin yağmasını bu dereceye çıkaran ilimdir. Sömürüyü ilkel, basit ve açık şeklinden alıp bu kadar güçlü, derin, köklü ve şiddetli yapan ilimdir. Dünya milletlerinin kültürel sömürüsünü ortaya çıkaran ilimdir. Avrupa&#8217;yı vahşi bir gergedan yapan ilimdir. Üçüncü dünyayı çirkinleşmiş kurtzede kuzular yapan ilimdir&#8230;<br />
 <br />
Evet yalan söyleyen ilim, dinin sınırlamasından kurtulmuş ama, şimdi de tanrılarını değiştirmiştir. Allah&#8217;ın yerine parayı kendi ilahı olarak almış ve pa­ra için her işi yapmıştır.<br />
 <br />
İnsanı çirkinleştirip, burjuvazinin sipariş ettiği şekle sokmuştur!<br />
 <br />
Bugünkü insanın dine ihtiyacı, iki sorusuna cevap vermesi içindir.<br />
 <br />
Birisi, büyük bir manevi dünya görüşü vermesi­dir. Allame İkbal&#8217;in sözüyle; «varlık aleminde, ruhanî bir tefsirin» anlatılmasıdır. Hür insanın yaptığı şekil­de, egzistansiyalizmin dediği şekilde, —şu anda doğ­ru söylüyor— kendisini onda yabancı ve meçhul his­setmesidir.<br />
 <br />
İkincisi, yaşamak için insanın hedefine bir yön gösterilmesi veya icad edilmesi. Zira diğer bütün hay­vanların aksine insanın en seçkin özelliklerinden bi­risi budur. Diğer hayvanlar niçin yaşadıklarını anla­mıyorlar. Ama, insana; yaşa dedikleri zaman, hangi şekilde diye sormadan önce, niçin? diye soruyor.<br />
 <br />
Bu yüzdendir ki insana, sadece hangi şekilde yaşaması gerektiğini öğretmek yetmiyor. Aç olduğu sü­rece alışılmış hayat nimetlerinin ve bağışlarının pe­şinden gider. Aç olduğu zaman bu sorudan az veya çok uzaklaşır. Ama bu ihtiyacı giderildiği zaman, in­san olmanın temel ihtiyaçları, nerede olması gerek­tiği söz konusu olur. Bu yüzden gerçek dine, mutlak dinî duyguya bugün daha çok, daha ciddi, daha ha­yati bir .şekilde ihtiyaç vardır.<br />
 <br />
Dini [dinleri] dikkatli ve alimce tanımayı gerek­tiren meselelerden birisi de şudur: Dinler tarihinin dikkatli bir şekilde incelenmesi bize şu büyük haki­kati gösteriyor; tarihin gidiş yolunda din iki akıma sahiptir. Biri insanî akım, diğeri ise tarihî akımdır.<br />
 <br />
İnsanî akım ve insani gidiş daima canlıdır. Bu­günkü insan, belki geçmişteki insandan daha çok di­ne ve dinin insani gidişine muhtaçtır.<br />
 <br />
Niçin muhtaçtır?<br />
 <br />
Çünkü, geçmişteki insanı gelenek ve geçmişe say­gı, milliyet, toprak ve kan övünmeleri tatmin ediyor­du. Maddi hayat için gösterdiği telaş onu meşgul edi­yordu. Yeniçağın insanını, ilmî ve teknik keşifler bile ikna ediyordu. Ama bugün artık bunların hiçbiri bir şeye yaramıyor. Bütün bunlara sahip olmasına rağ­men insan yine isyan ediyor, ölüm ve cinnet dere­cesine ulaşan bir isyan. Medeniyetin yıkılması ve bu­günkü insan toplumunun yok olması korkusuna doğ­ru giden bir isyan. Bu, geçmişin aksinedir. Geçmişte insanın cehaleti, zaafı, korkusu ve maddi ihtiyaçları din ile karışmıştı, her şeyi dinden almak istiyordu. Şimdi, ilim çoğu ihtiyaçları kaldırıyor, ama kaldırmadığı şey, yüce dindir. İnsana ve hayata anlam ba­ğışlayacak bir din. Bugünkü insan, her zamandan da­ha fazla bu dine muhtaçtır.<br />
 <br />
İkinci akım, olumsuz akımdır, tarihe hakim olan akımdır. Bu, insanî ve dinî yönün zıddıdır. Egemen güçler tarafından, halkın zararına ve aleyhine, mev­cut durumu açıklamak için kullanılıyor.<br />
 <br />
Bu iki din, tarih boyunca birbirlerine karşı daima mücadele ve savaş halindedir. Bu tarihin sonunda, biz şimdi dini iki görüş açısından inceliyoruz:<br />
 <br />
Biri bizim zamana ve asra bağlılığımız açısından. Bu asır ilim ötesi bir yorum arıyor, insanın yaşaması için bir anlam, bir ruh, bir iman ve yüce bir aşk arı­yor.<br />
 <br />
İkincisi ise, bizim bir dinî kültür ve topluma bağ­lı olmamız açısından. Dinin o olumsuz akımı bütün tarihimiz boyunca hareket ve hakimiyet sahibi olmuş­tur. Halka, dinin kendisine, tarihimize, halkımızın hareketine ve toplumumuza karşı bir fonksiyona sa­hip olmuştur. Bu fonksiyonu göstermek gerekir.<br />
 <br />
Bu unsur, dinler tarihini ve dinleri tanıma konu­sunu, yeniden ilmî bir şekilde baştan başlayarak göz­den geçirmemizi gerektiriyor.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/13/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/13/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/13/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/13/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/13/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/13/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/13/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/13/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/13/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/13/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/13/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/13/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com&blog=3451829&post=13&subd=yolumuzuaydinlatanlar&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/12/bugunku-insanin-burjuvazi-cennetinde-isyani/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kapitalizmin Rasyonelleştirilmesi - Dr.Ali ŞERİATİ</title>
		<link>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/12/kapitalizmin-rasyonellestirilmesi-drali-seriati/</link>
		<comments>http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/2008/04/12/kapitalizmin-rasyonellestirilmesi-drali-seriati/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Apr 2008 10:38:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yolumuzuaydinlatanlar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yolumuzu Aydınlatan Yazılar]]></category>

		<category><![CDATA[Ali Şeriati Kapitalizmin Rasyonelleştirilmesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yolumuzuaydinlatanlar.wordpress.com/?p=11</guid>
		<description><![CDATA[Kapitalizmin Rasyonelleştirilmesi / Dr.Ali ŞERİATİ
Şimdi temel bir sorunu inceleyeceğim. Bu soruna sürekli ilgi duydum. Fakat onu hiç tartışma olanağı bulamadım.[1] Söz konusu problem kapitalizmin kendisini rasyonelleştirmede kullandığı taktiklerdir. Başka bir deyişle, problem; Kapitalizmin kendisini akla uygun, hesaplı, ölçülü ve verimli hale getirmede kullandığı taktiklerdir.[2]
 
Bir tarihçi, tarihin değişim yasalarını, sosyal devrimlere neden olan faktörleri ve tarihin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Kapitalizmin Rasyonelleştirilmesi / Dr.Ali ŞERİATİ</p>
<p>Şimdi temel bir sorunu inceleyeceğim. Bu soruna sürekli ilgi duydum. Fakat onu hiç tartışma olanağı bulamadım.[1] Söz konusu problem kapitalizmin kendisini rasyonelleştirmede kullandığı taktiklerdir. Başka bir deyişle, problem; Kapitalizmin kendisini akla uygun, hesaplı, ölçülü ve verimli hale getirmede kullandığı taktiklerdir.[2]<br />
 <br />
Bir tarihçi, tarihin değişim yasalarını, sosyal devrimlere neden olan faktörleri ve tarihin diyalektik prensiplerini keşfeder. Tarih felsefesi ise, sosyal bir sınıfın oluşmasına neden olan faktörlerin, nasıl ve hangi koşullarda oluştuğunu inceler. Ayrıca başlangıcından yıkılışına kadar bu sosyal sınıfın nasıl geliştiğini; tarihin diyalektik tespitlerine göre sosyal bir sınıfın kendisine karşı olan bir diğer sosyal sınıfı nasıl yıktığını; bir iç devrimle yönetici sınıfın nasıl yok edildiğini, tarihi diyalektiğin nasıl güç kazandığını ve yönetici sınıfın tarihin diyalektik prensiplerinin kurbanı olma tehlikesini nasıl ciddi bir şekilde hissettiğini açıklar.<br />
 <br />
İzah edilen bakış açısı gereği denilebilir ki, tarih felsefesi ve diyalektik kurallar, bir proleter devrimin oluşmasına neden olan faktörler hakkında proleter sınıfta bir bilincin gelişmesine yardım ederler. Bu sınıfsal bilinç, kapitalizmi kendi içinde yok edecek bir bilinçtir. Aynı nedenlerle yani tarihin ve tarih felsefesinin vardığı sonuçlar gereği kapitalizm eninde sonunda kendisini yıkacak; varlığını tehlikeye sokacak her türlü davranış, eğilim, sınıfsal, sosyal ve tarihsel faktörleri tanıyıp kavrayacaktır.<span id="more-11"></span><br />
 <br />
Marxizme göre, kişinin ferdi, sosyal sınıf ve proleter sınıfın bir üyesi olma bilinci harekete geçirici bir rol üstlenerek politik öncü bir güç olan proleterya sınıfıyla siyasal bir parti oluşturur. Bu parti yönetici sınıfa karşı proleterya için mücadelenin merkezi görevini yüklenir. Bu politik güç tarihi diyalektiği proleter sınıf yararına hızlandıran, proleter sınıf yararına yönlendiren zorunlu ve temel nedenlerden biri olabilir.<br />
 <br />
Tarih felsefesinin vardığı sonuçlar gereği hakim veya sömürücü sınıf ideolojisi yani kapitalizm bireysel bilinç ve bilimsel bilinç üzerinde kontrol gücüne sahip olabilmektedir. Ayrıca Kapitalizm tarihteki devrimlerin oluşum yasalarını da tanır. Bu nedenle tarihi diyalektiğin kapitalist yöntemi himaye edecek bir çerçevede yön değiştirmesine neden olabilmektedir.<br />
 <br />
Netice olarak insan, olayların karşı güçler yararına uygun biçimde cereyan ettiğinin farkına varır varmaz; olayların akışını kendi yararına nasıl yönlendirebileceğinin hesabını yapmaya başlar. Benzer bir tavırla, Kapitalizm de; rekabetin proleter devrimin oluşum sebeplerinden biri olduğunu kavradığı an, bu nedeni yani rekabeti yok edecek güce sahip olabilmektedir. Çünkü rekabet enflasyonun ve işsizliğin başlıca sebebidir. Başka bir deyişle Kapitalizm; Marx’ın da kabul ettiği gibi, enflasyonun ve işsizliğin işçi sınıfı devrimine ortam hazırladığını itiraf etmektedir.<br />
 <br />
Rekabetin yüzeysel yok edilişi için Kapitalizm tröstler, karteller ve ortak pazarlar oluşturmaktadır. Ekonomik kurumlar aracılığıyla enflasyonu ve işsizliği durdurabileceğine veya bu faktörlerde bir değişim oluşturabileceğini sanmaktadır.<br />
 <br />
Rekabetin yüzeysel yok edilebilmesi, söylemek gerekir ki, Kapitalizmin gerçekleştirebildiği bir olgudur. Bunun doğal sonucu: Kapitalistlerin, büyük fabrikatörlerin artık malları denize dökemeyecekleri, milyarlarca dolar değerindeki eşyaları 1820-1925 yıllarında olduğu gibi yakmayacaklardır.<br />
 <br />
Bu olaya atfedilen bazı sebepler aşağıda sıralandığı gibidir:<br />
 <br />
Üretim yapılamaması halinde, Pazar kaybının söz konusu olması.<br />
İşçi ücretlerinin ödenmesi zorunluluğu.<br />
Tüketimdeki azalmaya karşılık üretimdeki azalmayı sağlayamama sorunu.<br />
Üretimdeki artışın daima tüketimdeki artışa öncülük etmiş olması<br />
Fiyat artışının sağlanabilmesi için üretim seviyesinin tüketim seviyesinin altında tutulması zorunluluğu.<br />
 <br />
Sıralanan bu faktörler, Kapitalizme kriz ortamı sağlayacak nedenler ve kritik bir işsizliğin doğmasına neden olacak unsurlardır. Netice itibariyle bu unsurlar proleterya devriminin oluşumunu hızlandıracaklardır.<br />
 <br />
Proleter devriminin oluşmasına neden olan faktörlerin vurgulanmaya değer bir diğeri de diyalektik prensiptir. Söz konusu prensip: kemiyeti keyfiyete transfer prensibi veya niceliği niteliğe dönüştürme prensibidir. Bu ilke doğruluğunu yaşamımızda gördüğümüz ve kanıtladığımız sosyolojik bir kanundur.<br />
 <br />
Örneğin bir şiiri, bir metni ezbere okursanız bu sizi duygulandıracaktır ve bir heyecan atmosferine itecektir. Aynı şiirin, aynı metnin bir grup insan tarafından okunması halinde daha çok duygulanır, daha çok heyecanlanırsınız; bu duygu ve heyecan atmosferini daha kolay paylaşır, daha etkili yaşarsınız. Birinci konumda az fakat ikinci konumda daha fazla etkilenmenizin sebebi nedir? Kemiyet yada niceliktir. Başka bir deyişle, şayet şiiri veya metni 500, 2000, 5000 kişi okumuş olsalardı muhakkak ki daha fazla heyecanlanma söz konusu olacaktı.<br />
 <br />
Bu duygu ve heyecan atmosferi, şiir metninin 5-6 kişi tarafından okunması halinde oluşması beklenen duygu ve heyecan atmosferinden şüphesiz daha büyük olacaktır.<br />
 <br />
Görülebileceği gibi kemiyetteki artış, keyfiyeti sonuç vermektedir. Yani kemiyetin keyfiyete dönüşüm prensibi söz konusu olmaktadır. Başka bir deyişle, bir duyg