Hakimiyet Meselesi - Seyyid KUTUB

 

“Sizin Allah’tan başka ibadet ettikleriniz Allah’ın kendileri hakkında hiç bir ispatlayıcı delil indirmediği sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başka birşey değildir. Hüküm yalnızca Allah’ındır. Allah ancak kendisine ibadet etmenizi emretmiştir. Dosdoğru din işte budur. Ancak insanların çoğu bilmezler” (Yusuf Sûresi, 12/40)

 

Sizin uydurmuş olduğunuz sözkonusu bu sahte ilahların tamamı - ister bir insan olsun, ister ruhlardan, şeytanlardan veya meleklerden, yahut da Allah’ın emrine tabii olan güneş, ay ve yıldızlar gibi evrensel kuvvetler türünden olsun- rububiyet noktasında en ufak bir güce bile sahip değillerdir. Rububiyet hakikati ile bu uydurma ilahlar arasında hiç bir ilişki yoktur. Rububiyet sadece tek ve herşeyden üstün olan, kulların yaratıcısı Allah’a aittir. Lakin farklı sistem ve ortamlara mensup olan bazı insanlar bu sahte ilahlara isimler takarak onlara çeşitli sıfat ve özellikler yüklemektedirler. Bu sahte rablara, izafe edilen özelliklerin ilkide hüküm koyma ve otorite yetkisi vermedir. Oysa Allahü Teala onlara ne bir hüküm yetkisi vermiş ne de böyle bir selahiyet tanımıştır. Yazının devamını oku »

Hegel ve Marks’ın Tarih Felsefeleri - Mevdudi

Hegel ve Marks’ın Tarih Felsefeleri
Modern Batı Medeniyetinin doğuşuyla birlikte, insanlığın başına musallat olan bela ve sapıklıkların birtakım kaynakları vardır. Bu büyük bela kaynaklarının başında, Hegel’in ortaya koymuş olduğu tarih felsefesi gelir. Bilahare Karl Marks, meşhur Tarihi Maddeciliğini bu felsefenin ön prensipleri üzerine kurmuştur.
Hegel’in taraf felsefesinin özeti şudur:

İnsanlık medeniyetinde meydana gelen tüm gelişme ve ilerlemeler, zıtların ortya çıkıp biribirileriyle çatışmaları ve neticede yekdiğeriyle imtizaç edip bütünleşmeleri sonunda doğar. Bütün tarih dönemleri, haddi zatında bir bütün, şayaşan bir varlıktır. Siyasi, iktisadi, medeni, ahlaki, ilmi, akli ve dini bütün beşeri nazariyeler, bu tarih dönemi içerisinde muayyen bir seviyede bulunurlar ve bunlar arasında tenasüp, uygun ve sağlam bir birlik vardır. Öylek ki, bütün bunlar, bu yaşayan bünyenin sanki muhtelif uzuvları veya içlerinde bu tarih devrinin ruh gibi dolaştığı zamansal bir bütündür. Yazının devamını oku »

Evrensel İnkılab - Seyyid Kutup

Evrensel İnkılab
İslam prensiplerine uymayan batıl sistemleri yıkıp yerine İslam düzenini getirmek İslam’da cihadın ana gayesidir! Yalnız bir bölgeye ve bir kitleye özgü olmayan, bu yüce ideal, bu evrensel İslam inkılabı ideali İslam’ın en yüce gayesi ve en büyük ideali ve bütün insanlığı içine alan evrensel bir inkılabtır. Kuşkusuz ki Müslümanların gayesi her şeyden önce yaşadıkları topraklarda İslam inkılabını gerçekleştirip, bu topraklardaki batıl sistemleri yıkmaktır. Ancak Müslümanların hedefi bununla bitmez asıl gaye ve en büyük hedef bütün bir yeryüzünü kuşatan evrensel inkılabı gerçekleştirmektir; Bu ırkçılığa asla sapmayan, bütün insanlığın kurtuluşunu ve mutluluğunu sağlayan bir inkılabtır. Bu inkılabı bir millete ya da bir bölgeye özgü görmek mümkün değildir. Müslüman yükümlülüğünden dolayı bu evrensel inkılabı her an göz önünde bulundurmak, bir an dahi unutmamak zorunluluğundadır, Hak davası coğrafi bir sınır tanımaz. Hakikatin yurdu yoktur. Hakikat, coğrafyacıların kabul ettiği sınırlamalara kanmaz. Yazının devamını oku »

Batının Ahlâkî Temelleri - Mevdudi

Batının Ahlâkî Temelleri
Allah (c.c.)’ı ve ölümden sonraki hayatı açıkça inkârdan sonra ahlâk, materyalist değerlerden yola çıkarak kendi standartlarını çizmek zorundaydı. Kendisine bulabileceği tek kaynak da o güne kadar yaşanmış tecrübelerdi. Bu şartlarda, her ne kadar durum çok gerektirse de, din tarafından önceden ko­nulmuş değerlerin, yeni temeller üzerine yeniden in­şası mümkün değildir.

İnsan hayatında, kutsal Elçi­lerin öğrettiği inanca dayanan ahlâkî ilkelerin muha­fazası imkanı da yoktur. Gerçekte dinsizlik ve Ölüm­den sonraki hayatın inkârı ortamında beliren ve Batı hayat tarzının bir parçası haline gelen materyalist Epiküryenizm (zevke,sefaya düşkünlük)esintileriyle birlikte, Utiliteryenizm (Çıkarcılık) idi. Yazının devamını oku »

Seyyid Kutup Yolumuzu Aydınlatıyor

DAVA ÖNDERİNİN TEVHİD FİKRİ
Bir bütün olarak okunduğunda görülecektir ki, Seyyid Kutup, eserlerinde bir tek noktaya ağırlık vermiştir. Bu nokta Kelime-i Tevhid’in gerçek anlamına yönelmektedir.
Seyyid Kutup, Kelim-i Tevhid’in özünü çoğu kimsenin bilmediğini düşünüyordu. Bunun için de, imanın gerçek vasıfları Kitap ve sünnet’e göre açıklansın istiyordu. O, insanların genelinin bu vasıfların şuuruna eremediklerini hissediyordu.
Seyyid Kutup insanlara gafil oldukları hususlarda emretmek değil, onlara açıklamak, onları yönlendirmek fikrini savunuyor, Allah’ın yolunda olmayanlar için ‘kesin olarak İslam’a dönmeleri gerekir ki kurtuluşa ulaşabilsinler’ diye düşünüyordu.
Burada şu iki noktayı göz önünde tutmak gerekir.

Bundan dolayı Kutup “Biz davetçiyiz, yargılayıcı değiliz, bizim görevimiz insanlara hüküm çıkarmak değil, onları Tevhid’in şuuruna erdirebilmektir.Bu şuura ermek Allah’ın şeriatı üzerinde yürümekle mümkündür” diyordu.
Burada iki noktayı gözden uzak tutmamak gerekir. Yazının devamını oku »

Bugünkü İnsanın Burjuvazi Cennetinde İsyanı - Ali Şeriati

Tarihin bütün nesillerinden daha çok eziyet çek­memize rağmen, sevinerek söyleyeyim ki biz çok me­sut bir nesiliz. İnsanın dert ve yenilgi dönemlerini gördüğümüz için mesut bir nesiliz.
 
Acaba gerçek dert ve yenilgi, yalancı ümit ve se­vinçten daha iyi değil midir? Şuurdan doğan dert, akılsızlıktan doğan dertsizlikten daha iyi değil midir?
 
Ben yirminci asrın ikinci yarısında olduğum için çok seviniyorum, eğer on dokuzuncu asırda olsaydım burjuvazinin yirminci ve yirmi birinci asırda yeryü­zünde yapmak istediği cennet için ahmakça slogan atardım. Şimdi burjuvazi cennetinin yapılmış olduğu bir zamanda, gözlerimle üç asırdır ilmin, Samiri’nin paradan buzağısı olduğunu görüyorum. Altından ya­pılmış ve aldatıcı bir şekilde, ama ruhsuz, ruhaniyetsiz, maneviyatsız, yalancı, sahte banka parası ortaya çıktı ve ahmakları kendine secde ettiriyor. Yazının devamını oku »

Kapitalizmin Rasyonelleştirilmesi - Dr.Ali ŞERİATİ

Kapitalizmin Rasyonelleştirilmesi / Dr.Ali ŞERİATİ

Şimdi temel bir sorunu inceleyeceğim. Bu soruna sürekli ilgi duydum. Fakat onu hiç tartışma olanağı bulamadım.[1] Söz konusu problem kapitalizmin kendisini rasyonelleştirmede kullandığı taktiklerdir. Başka bir deyişle, problem; Kapitalizmin kendisini akla uygun, hesaplı, ölçülü ve verimli hale getirmede kullandığı taktiklerdir.[2]
 
Bir tarihçi, tarihin değişim yasalarını, sosyal devrimlere neden olan faktörleri ve tarihin diyalektik prensiplerini keşfeder. Tarih felsefesi ise, sosyal bir sınıfın oluşmasına neden olan faktörlerin, nasıl ve hangi koşullarda oluştuğunu inceler. Ayrıca başlangıcından yıkılışına kadar bu sosyal sınıfın nasıl geliştiğini; tarihin diyalektik tespitlerine göre sosyal bir sınıfın kendisine karşı olan bir diğer sosyal sınıfı nasıl yıktığını; bir iç devrimle yönetici sınıfın nasıl yok edildiğini, tarihi diyalektiğin nasıl güç kazandığını ve yönetici sınıfın tarihin diyalektik prensiplerinin kurbanı olma tehlikesini nasıl ciddi bir şekilde hissettiğini açıklar.
 
İzah edilen bakış açısı gereği denilebilir ki, tarih felsefesi ve diyalektik kurallar, bir proleter devrimin oluşmasına neden olan faktörler hakkında proleter sınıfta bir bilincin gelişmesine yardım ederler. Bu sınıfsal bilinç, kapitalizmi kendi içinde yok edecek bir bilinçtir. Aynı nedenlerle yani tarihin ve tarih felsefesinin vardığı sonuçlar gereği kapitalizm eninde sonunda kendisini yıkacak; varlığını tehlikeye sokacak her türlü davranış, eğilim, sınıfsal, sosyal ve tarihsel faktörleri tanıyıp kavrayacaktır. Yazının devamını oku »

Kim Olduğumuzu Bilelim - Seyyid Kutup

Kim Olduğumuzu Bilelim
Bugün ülkemizde, gelecekte yapılacak bazı işler için çeşitli konularda kurulan bir çok komite vardır. Meselâ: Anayasa komitesi, millî eğitim komitesi, millî ekonomiyi geliştirme komitesi ve benzeri komiteler çalışmalarını yürütmektedirler. Acaba, kim olduğumuzu araştıran bir komite var mıdır?
Kanaatımca; politik, ekonomik, sosyal ve eğitim alanlarında yapılacak araştırmalara başlamadan önce, kim olduğumuz sorusuna cevap bulmak gerekir. Bu konularda yapılacak işler ve geleceğe dönük atılacak adımlar, böyle bir soruya verilen cevabın ışığında yapılmalıdır.
Acaba Biz Kimiz?

Biz, dünyanın yirmi üçüncü meridyen dairesinde bulunan bir topluluk muyuz? Yahut biz, Mısır topraklan üzerinde yaşayan ve Arap dünyası ile bağlantısı bulunan Mısırlı bir topluluk muyuz? Eğer böyle bir bağlantımız var ise, acaba bu bağlantı nedir? Yazının devamını oku »

Ne Sömürge, Ne Kölelik - Seyyid Kutup

Ne Sömürge, Ne Kölelik
Bir kez daha tekrar ediyor ve diyoruz ki İslam’da cihad ancak Allah yolunda olur ve ancak O’nun rızasını kazanmak için savaşılır. Allah yolunda savaşıp meydanlarda zaferler kazanan Müslümanların, büyüklük taslayan pulcuların veya diktatörlerin yaptıkları gibi yapıp onların düştüğü seviyeye düşmeleri elbette doğru değildir. Çünkü müslüman, Kisra’lar gibi saraylar yapmak, milletleri, ülkeleri köleleştirmek, kişisel çıkarını ve düşük şehvetini dindirmek için savaşmaz. O, milletlerin gelir kaynaklarına zeballa gibi çöken ve bu kaynakları kişisel çıkarları uğrunda peşkeş çeken, Allah’ın zavallı kullarını gayesi uğrunda berheva eden imansız putçular gibi savaşmaz. Kesinlikle hayır!.. Onlar gibi savaşmak Allah’a yemin ederim ki kesinlikle cihad değildir. Bu şekilde savaş ancak ve ancak tağut yolunda savaştan başka bir şey değildir. İslam; bu çeşit savaşlardan, bu çeşit yönetimlerden uzak, çok çok uzaktır. Yazının devamını oku »

Bencillik ve Nefse Tapıcılık - Mevdudi

Bencillik ve Nefse Tapıcılık
Yine bu dönemde doğmuş bir başka hastalık daha vardır. zamanla gelişip önü alınamaz bir hal oldu. Bu hastalık, müslümanlar arasından tüm bağlılık (vela) şekillerini kaldırmış, geriye yalnızca kişinin kendisine ya da kabilesine bağlılığı kalmıştı. Oysa İslam, ırk, ister cins, ister renk, ister toprak ve isterse dil bağları dolayısıyla ortaya sürülen her türlü bağlılık (vela) çeşidini red etmiş ve bunu ayaklar altına almış bulunuyordu. Geriye yalnızca Allah’a, Rasulü’ne ve Dini’ne bağlılığını bırakmıştı. Bireysel ya da toplumsal olsun müslümanın yaşayışının döküldüğü kalıp ise yalnız bu bağlılıklar esasına dayalı idi. Meliklik Dönemi’nden sonra ise bu bağlılıklar gittikçe zayıflamaya başladı. Müslümanların maneviyatlarının temeli ve ahlaki üstünlüklerinin direği olan bu bağlılık (vela), zayıflayıp çözülmeye başlayınca bunun yerini -doğal olarak - bencillik ve nefsin hevasına uymak aldı. Eğer en yüce bağlılığın varlığı söz konusu değilse, ne derece büyük olursa olsun, insanoğlu’nun herhangi bir prensip uğruna canını ve değerli şeylerini feda etmesi, tabiatının bir gereğidir. (Fedakarlık şöyle dursun) bundan sonraki dovranışlarının nedeni, ya kişisel çıkarları ya da ailesinin ve kabilesinin çıkarlarıdır. Bunun bir sonucu, olarak İslam Toplumu’nda paralı asker, subaylar ve yöneticiler kesimi ortaya çıktı. Yazının devamını oku »

Özgürlük, Kutlu Özgürlük - Ali Şeriati

Özgürlük, Kutlu Özgürlük
Ne güçlü bir dildir kıssa dili! Ne kadar, güç, genişlik ve zerafet var sembolizmde! Onun hakkında ve ona göre söylenemeyecek hiçbir şey yoktur. Sembolizm Avrupa’da siyasi tıkanma ve boğulmanın ortaya çıktığı bir dönemde gelişti. Güçlü bir yazar, en buhranlı ve en şiddetli siyasal ve diktatörlük şartlarında, en tehlikeli sözleri söyleyebilir. Yazarı okuyucusundan başka hiçbir güç susturamaz. Fakat her halükarda, yazarın, sinirlerin susuzluğunu, kalp hücrelerini ihtiyacını, insan ruhunun ve insan beyninin ihtiyacını gidermemesi doğal değildir. Düşünce ve ruhu ikna eder, başarı kazandırır; ama insan ruhunun kalbi ve insan kalbinin ruhu öylece susuz kalır. İnsana başarı duygusu verir; fakat bunu yapmakla insani duyguyu razı etmez. O susuzluk, o eğilim öyle susuz ve aç kalır. Yazının devamını oku »